Anasayfa » Haber
07 Aralık 2016 ( 103 görüntülenme )

Atatürk'ün Türk Milletine Büyük Mirası: Türk Dil Kurumu

İşte Atatürk'ün Türk dilinin korunması için bıraktığı büyük eser ve bugün geldiği nokta...
Türk Dil Kurumu (TDK)
 
Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla kurulan kurumlardan biri de Türk dil Kurumudur. İl adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olan kurum, 12 Temmuz 1932 tarihinde kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Samih Rifat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Samih Rifat'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir.
 
Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil siyaseti belirlenmiş, hem de ilmî bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur.
 
Türk Dil Kurumu; çalışmalarını Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, yaptırmak ve Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm yolları bulmak temelinde yürütmektedir.
 
Atatürk’ün milliyetçilik ilkesi temelinde kurulan bu kurum, Türk dilinin yabancı sözcüklerden arınarak dilimizin Türk toplumunun kültürünü yansıtmayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda yabancı sözcüklerin Türkçe karşılıklarını bularak topluma kazandırmak, halkla yöneticiler arasındaki dil ayrımını kaldırmak gibi görevler yürütmektedir.
 
Atatürk, Türk dili ve kültürünü korumak amacıyla Türk Dil Kurumunun yanı sıra çeşitli kurumların açılmasına öncü olmuştur. Atatürk'ün bu uğurdaki ilk eseri Türkiyat Enstitüsüdür. Cumhuriyetin ilanından hemen sonra kuruluş çalışmalarına başlanan ve 12 Kasım 1924'te kurulan Türkiyat Enstitüsü, Türk dili, edebiyatı, kültürü, sanatı tarihi ile ilgili çalışmaları yürütme görevini üstlenmişti. Latin alfabesinin ülkemize kazandırılmasına yönelik uğraşlar vermiştir. Latin alfabesinin kabulü, dil devrimini başlatmış ve bu devrimle birlikte TDK, dönemindeki adıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti doğmuştur.
 
Bu dönemde Viyanalı akademisyen Dr. Hermann F. Kıvergitsch, Türk, Moğol, Mançu, Tunguz dilleri ile Fin, Macar, Japon, Hitit dilleri arasında bir yakınlık olduğunu ortaya koyacak delilleri değerlendirmekteydi. Dr. Kıvergitsch'e göre ilk tefekkür güneşle ilgilidir. Dillerin doğuşu da bu nedenle güneşe bağlanmalıdır. Dr. Kıvergitsch'in denemesini inceleyen Atatürk, konu üzerinde çalışmaya başlar. Bu çalışmanın sonucunda Atatürk tarafından hazırlanan ancak yazar adı belirtilmeyen Etimoloji Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili: Notlar adlı eser 1935 yılında yayımlanır. 68 sayfalık bu eserde Dr. Kıvergitsch'in çalışmasının okunduğu ve bu çalışmadan yararlanıldığı belirtilmektedir. Kısaca 'Güneş Dil Teorisi' adıyla anılacak bu yeni düşünce şöyle özetlenebilir: Güneş Dil Teorisi'ne göre dilin doğuşunda ilk etken güneştir. Bu da güneşin insan varlığı üzerindeki ana işlevi ile ilgilidir. Güneş, dünya ve insanlık tarihinin gelişmesi üzerindeki bu ana işlevi ile dini ve felsefi düşüncenin doğuşuna kaynaklık ettiği gibi dilin doğuşunda da başlıca etken olmuştur. Çünkü insanoğlu içgüdüleri ile davranan bir yaratık olmaktan çıkıp da düşünebilen bir varlık haline gelince dış alanlar dediğimiz evrende her şeyin üstünde tuttuğu ilk nesne güneş olmuştur. Güneş; ilkin kendisi, sonra saçtığı ışık, verdiği aydınlık ve parlaklık, ateş, taşıdığı yükseklik, zaman, büyüklük, güç, kudret, hareket, süreklilik, çoğalma ve benzeri nitelikleri ile düşünen insanın kafasında çok yönlü bir kavram olarak belirmiştir. Bu yüzden ilk insanlar su, ateş, toprak, büyüklük ve benzeri bütün maddi ve manevi kavramları birbirlerine, güneşe verdikleri tek adla anlatmışlardır. Bu kavramı anlatan ilk ses de Türk dilinin kökü olan ağ sesidir.
 
Türkçe’nin yeryüzündeki ilk dillerden biri olduğunu savunan bu tez, üniversitelerde ders olarak verilmeye başlanmış, büyük ilgi görmüş ve yabancı dillere çevrilmiştir. Fakat Atatürk’ün ölümünden kısa bir süre sonra üniversitelerden kaldırılmıştır. Teori, ırkçılığı desteklediği gibi haksız eleştirilere maruz kalmıştır.
Hastalığının arttığı son günlerde dahi dil çalışmalarına devam eden Atatürk, 5 Eylül 1938 günü el yazısıyla yazdığı vasiyetnamesinin altıncı ve son maddesinde "Her sene nemadan rnütebaki miktar yarı yarıya Türk Tarih ve Dil Kurumlarına verilecektir" diyerek mirasından bu kurumlara pay ayırmıştır. Fakat Atatürk'ün vasiyetnamesi 1983'te bu kurumlar devletleştirilerek çiğnenmiştir.
 
Türk Dil Kurumu, 1940'ta Bakanlar Kurulu kararıyla "kamu yararına çalışan dernekler" statüsü kazandı. 1951'de Demokrat Parti iktidarının bütçe görüşmeleri sırasında kurumun ödeneğinin kesilmesine karar verildi. Bir başka önemli yapı değişikliği 1982-1983 yıllarında gerçekleştirilmiştir. 1982'de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan Anayasa ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, bir Anayasa kuruluşu olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altına alınarak devletleştirilmiş ve dernek tüzel kişiliklerine son verilmiştir.
 
Atatürk’ün mirası olan Türk Dil Kurumu görüldüğü gibi son dönemlerde hükümet politikalarına alet edilmiş ve hak ettiği değer verilmemiştir. Bu miras, AKP hükümeti tarafından da kullanılmıştır. Suriye iç savaşının çıkmasının ardından Suriye devlet başkanı Beşar Esad’ın ismi hükümet yetkilileri tarafından anlamsız bir şekilde telaffuz değişikliğine götürülerek Esed olmuştur. Bilimsel temeli olmayan bu değişimi TDK’nın da onayladığı görülmektedir.
 
Bir diğer olay da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2013 gezi olayları sırasında eylemlere çapulcu demesinin ardından TDK’nın çapulcu kelimesinin anlamını Türkçe sözlükte değiştirdiği yönündeki iddiadır. Buna göre çapulcu kelimesi,  "başkasının malını alan, yağma, talan eden kimse, talancı, yağmacı, plaçkacı" tanımından "düzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan, plaçkacı" olarak değiştirilmiştir.
 
Yine son dönemlerde TDK’da geçen bir takım sözcüklerde kadınları aşağılayan açıklamalara yer verilmesi büyük ölçüde toplumun dikkatini çekmiştir.
Bütçesi tek partinin hüküm sürdüğü bir mecliste görüşülür hale getirilen bu kurumun bilim temelinde bağımsız kararlar almasını beklemek iyimser bir tavır olacaktır.
 
Kaynakça
Türk Dil Kurumu, http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=77
Yetmiş Beş Yılda Türk Dil Kurumu, PROF. DR. ŞÜKRÜ HALUK AKALIN,
http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20DILI/sh_akalin_75_yilda_tdk.pdf
Kadınlardan TDK'ya "müsait" tepkisi: O parantezi kaldırın,
http://www.radikal.com.tr/turkiye/kadinlardan-tdkya-musait-tepkisi-o-parantezi-kaldirin-1310257/
TDK tartışmalı kelimelere açıklık getirdi,
http://www.haberturk.com/gundem/haber/1238413-tdk-tartismali-kelimelere-aciklik-getirdi

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Kod Adı: HALEPÇE! Çekiç Güç'ün Suriye Versiyonu IŞİD! Şerif Hüseyin’in İhaneti… MEKKE ve MEDİNE NASIL DÜŞTÜ? İSRAİL’İN ORTADOĞU’DA SİYONİST PLANI’NIN İNGİLİZCE ORİJİNAL METNİ Sina Gürel Açıkladı: TÜRK ORDUSU'NA TUZAK!..

Bakmadan Geçme!

KAPAT
TÜRK DÜNYASINDA AK HUN DEVLETİ