Reklamlar
Anasayfa » Haber
07 Aralık 2016 ( 126 görüntülenme )

Binbaşı Cem Ersever'i Kim Neden Öldürdü?

Gerçek, Binbaşı Ersever'in istifa ediş nedeni altında gizli...
 Binbaşı Cem Ersever Neden İstifa Etti
 
Cevabı her şeyi açıklıyor…
 
Soner Yalçın soruyor Ersever’e; adınız işkence ve cinayetlerle anılıyor, doğru mu, diye. 
 
O da cevap veriyor, işte söyledikleri;

Beni çok ünlendirmişler. Gerçi ben bunları biliyordum. Serxwebun, Berxwebun [1] dergileri de sık sık yazdılar. Açıkça söyleyeyim; benim karanlık bir geçmişim olsaydı, ben bugün kamuoyunun önüne çıkmazdım. Bu tür ilişkilerim olsaydı, kamuoyunun önüne çıkmazdım. Kesinlikle atfedilen eylemlerle yakından veya uzaktan hiçbir ilişkim yoktur. Bunu bütün samimiyetimle ifade ediyorum.
 
Kontra denilen bir pratiğin içerisinde kesinlikle bulunmadım. Bir mücadelenin içerisindesiniz. Bir düşman var. Düşmanın ben, erkekçe bunu söyledim; ben senin düşmanınım, ama kalleş düşman değilim. Bakın çok özel bir şeydir. Ben düşmanımı arkadan vurmam Silahlı Kuvvetlerin bir mensubu olarak ne yapılması gerekiyorsa, o yapılmıştır. Sıcak çatışmalar neyi gerektirmişse, o olmuştur. İnsan ölür veya ölmez, bunu bilmem.
 
Bunun dışında her hangi bir faaliyetim olmamıştır. Ama düşman, beni lekelemek için bu tür şeyleri söylemiştir. O da onların görevidir. Çamur atmışlardır. Kontra diye pek çok insan öldürmüşlerdir.”
 
Ersever’i tanımak için, “neden istifa etti”, önce bu soruya cevap bulmak gerekir. Öyle ya, istihbaratın ö dönemdeki Hanefi Avcı’sı olan bir isim, bu güç ve otoriteyi neden bırakır, bir araştırmak gerek.
 
Binbaşı Ersever neden istifa etti?
 
92 Ekim harekatındaki yanlışlıklar, Türkiye’nin Talabani peşinden sürüklenmesi ve 93’te Özal siyasetinin PKK ile ateşkes süreci başlatması nedeniyle istifa etti.
 
PKK ile mücadeledeki Türkiye’nin yanlışlıklarını açıklaması bir kenara, asıl Talabani için ağır ve kesin yargıları vardı  ve bize bunu duyurmaya çalışıyordu;
Ben Ahmet Cem Ersever, …siyasi işportacı Celal Talabani isimli şahsın Türkiye’de sadece PKK’nın askeri gücünü ele geçirmek maksadıyla tezgahlar peşinde olduğunu beyan ederek…., 1993 yılı Mart Ayında emekli oldum.”
 
7 Haziran 1993’te Soner Yalçın ile buluştuğunda da Talabani konusunu açıyor ve ısrarla vurguluyordu;
“…Diğer bir konu, Celal Talabani. Çok açık seçik söylüyorum, bu adam siyasi bir fahişedir. Bu adamın kişiliği ve ne yapmak istediği açıklığa kavuşturulmalıdır.”
 
Sadece Talabani değil  bize anlatılmak istenen, bugün anlatılmayan ne varsa, o gün için hepsini anlatacağına dair söz vermiş, basın açıklamasında da bunu kamuoyuna duyurmuştu;
 “1984 yılından beri yapılan yanlışlar, ihanetler ve uygulamalar konusunda Türk kamuoyunun aydınlatılması gerektiğine inanıyorum ve Türk basınıyla kamuoyunun önünde Celal Talabani’nin ihanetleri, PKK ilişkileri, Güneydoğu’da gerçek durum, köy korucuları, itirafçılar, faili meçhul cinayetler hakkında ve bazı siyasilerin örgütsel konumları hakkında açıklamalarda bulunacağım.”
 
Terörle mücadelenin bir siyasi sorumluluk olduğunu, bu sorumluluğu tek başına askerin taşıyamayacağını daha o günlerde tespit eden Ersever’in açıklamalarında, bu mücadeleye kayıtsız kalan siyasilere karşı da bir öfke vardır, bakın sözlerine;
Basında yer alan, hükümet yetkililerinin demeçleri de insanı çileden çıkaracak cinsten olan demeçlerdir ve her zaman ki gibi aldatmacadan başka bir şey değildir. Her zamanki gibi koltuğundan olma kaygısıyla halkın gözünün içine baka baka yalanlar sıralandı. Terörist Apo’yu ateşkes kararından sonra Bay Öcalan diye telaffuz etmeye başlamadılar mı?
 
Bu sözler, sıradan söylenmiş sözler değil, içinde bugün dahi görmekte zorlandığımız bir gerçek var. Bu gerçeğin görmezden gelinişi öfkelendiriyor Binbaşı Ersever’i.
Bunu görüyorsunuz, sözlerinde acı var.
 
 Bu öyle bir acı ki; örgütü biliyorsunuz, devletinizin gücünü biliyorsunuz, iyi bir strateji ile bu örgütün yok edileceğini de biliyorsunuz ama bu bir türlü olmuyor ve hep kaybeden siz oluyorsunuz.
 
Acı işte bu, zorunuza gidiyor, siyasilerin iş bilmezliği yüzünden devletin böylesi bir örgüt karşısında çaresizliği zorunuza gidiyor, tıpkı şimdi ki gibi. Ersever’in açıklamalarıyla Uğur Mumcu’nun yazdıkları birbiriyle örtüşüyor gibi, işte Ersever;
Halkı kazanmak istiyorsanız, o halkın güncek sorunlarına çözüm getirmek zorundasınız. Peki, halkın güncel sorunu nedir? PKK baskısı ve terörüdür. Neden? PKK, halk tarafından çıkarılmış bir örgüt değildir. PKK’nın geçmişi bellidir. Başlangıçta, arkalarında Bulgar istihbaratı vardı, Suriye istihbaratı vardı.
 
Açık konuşuyorum; Celal Talabani PKK’yı Bekaa’ya bizzat yerleştirin adamdır. Cemil Esad’la, Hafız Esad’la görüşmeleri o yapmıştır. Talabani KDP’nin o zaman Beyrut temsilcisidir. O zaman KDP’den ayrılmamıştı. İşte bu olacak şey değildir! Ne demek şimdi, Talabani bizim devlet yanlısı mı?”
 
Çok yazıldı çizildi onun hakkında. Bu yazılanlar ve çizilenlerden size iyi haber veren olmadı hiç, bunu biliyoruz. En fazla da JİTEMCİ kimliği ile suçlandı. Bu suçlama ile “JİTEM” bir suç örgütü, bir derin devlet, bir cinayet şebekesi olarak algılatıldı. Ersever adı “cinayet ve derin devlet” gibi karanlık adlarla birlikte geçti.  Dolayısıyla asıl bize anlatılmak istenen konular, “derin devlet” hikayeleri altında örtbas edildi ve o dönemin gerçeklerinden uzakta bir hayal dünyasına çektiler bizi, gerçeği göremedik. 
 
Devletin resmi makamları da bu kara propaganda karşısında sessiz kaldılar...
 
JİTEM’in ne olduğunu halka anlatamadılar. Aslında olay açıktı ve Cem Ersever açık açık söylüyordu; “JİTEM’in kurucusu benim, patronu benim. Ayrılana kadar da bu böyle devam etti [2].” Ne diyordu Ersever; “Güneydoğu’da 1981-1992 arasında on iki yıl çalıştım. 1992’de Ankara’ya Grup İstihbarat Şefi olarak döndüm.” 
 
JİTEM devletin bir istihbarat kuruluşudur ama bir suç örgütü değildir. Bu istihbarat kuruluşu içinde suç işlediği iddia edilen kişilerin olması, JİTEM’i derin devlet yapmaz, bir katiller ordusu yapmaz.
 
Yetkili makamların neden korktuğu açık; şimdi biri çıkıp dese ki JİTEM var, medya saldıracak ve diyecek ki “Ordu derin devlettir”. Bununla yetinmeyecekler ve ne kadar faili meçhul cinayet varsa Türk Ordusu’nun üzerine atmaya çalışacaklar. Çünkü Erdoğan siyasetinin küresel projedeki görevi bu, medyasının görevi bu; Türk Ordusu’nu etkisizleştirmek ve gücünü aldığı milletle arasındaki bağı zayıflatmak!
 
Öte yandan, başka biri çıkıp dese ki JİTEM yoktur, o zaman Cem Ersever kimdir, diye soracaklar. Bugün yaşadığımız da bu değil midir? Ersever bu ülkenin bir subayı değil mi?
 
Evet, Ersever bir jandarma istihbarat subayıdır, adına ister “JİTEM” deyin, ister “JİT” deyin, ister “PİT” deyin, ne fark eder!
 
Gerçek olan şudur; Ersever, devletin resmi bir istihbarat görevlisidir. Bu istihbarat teşkilatı içinde görevli olan askeri personelin suç işlediği iddiası mı var? Araştırın, soruşturun, çözün!
 
Neden devletin askeri gücünü zayıflatmak amacıyla bu kara propagandaya alet oluyorsunuz!
 
Suç mu işlemiş Ersever ya da bir başkası? İşlem yapsaydınız, dava açsaydınız, ispat etseydiniz, yargılasaydınız, mahkum etseydiniz, neden yapmadınız da şimdi çıkıp onlar için “kontrgerilla” diyorsunuz!
 
Velev ki Cem Ersever suç işlemiş olsun, bu; devletin istihbarat kadrolarının tamamının bir suç örgütü olduğunu göstermez ki! Bu ülkede devlet görevlisi olup da suç işlemiş insan yok mudur? Var, hem de çok var ama bu; devletin derin devlet olduğunu ya da yasa dışı işler yaptığını göstermez! Olayları zamanında çözmediler, şimdi bunun hesabı askere soruluyor, yazık!
 
Ersever dosyası bir trajedidir. Ömrünü terörle mücadeleyle geçirmiş, bu uğurda sayısız ölüm tehlikeleri atlatmış bir subay, bu mücadele için ailesini yakınlarını çoğu zaman darda bırakmış olan bir subay, itirafçı teröristlerin iddiaları ile yargısız infaz edilmiştir. Bu yüzden Ersever’in anlatımlarıyla ortaya çıkması muhtemel olan birçok karanlık işlerin de üstü kapatılmıştır.
 
Medya bu psikolojik harekatıyla, Ersever’in bize anlatmak istediklerini yani gerçeği kamuoyunun dikkatinden kaçırmıştır.
 
Soner Yalçın onun hakkında bir kitap yazdı ama belki de bilmeden Ersever hakkında kuşku doğmasına yol açtı. Çünkü kitabın ilk ve son bölümlerinde Ersever adı, çete ve uyuşturucu işleriyle yan yana getirildi ve her türlü karanlık işlerin başında olan biri gibi gösterildi.
 
Ama kitabın ana temasına baktığınızda ise bir kahraman görürsünüz. Evet, Soner Yalçın’ın anlatımlarıyla Ersever bir kahramandır. Ne yazık ki kitabın giriş ve sonucunda yer alan iddialar, okurları bir kahraman ve bir katil arasında seçim yapmaya zorlamış ve bu çelişki, bize anlatılmak istenilen asıl konuların dikkatten kaçırılmasına neden olmuştur.
 
Keşke olmasaydı, keşke Soner Yalçın sadece kendisine anlatılanlarla sınırlı kalsaydı, belki de bizim şimdi anlatmaya çalıştıklarımız, daha o dönemde medyaya taşınmış olacaktı ama olmadı.
 
Şimdi sorarız; onu suçlayanlar, neden anlatmaya çalıştığı Ekim 92 harekatına bir bakmıyorlar?
 
Neden, Barzani ve Talabani’nin PKK ile yaptığı anlaşmaları dile getirmiyorlar?
 
Neden, Talabani’nin yolsuzluk dosyalarını gündeme taşımıyorlar? Neden, Özal siyasetinin yanlışlarını kamuoyu ile paylaşmıyorlar?
 
Alın size bir Ersever sorusu, umarım bu aydın yazarçizer ekibi, bu soruya bir cevap bulur;
 “1992 Aralık ayında Habur sınır kapısından, Serçil Kazaz’ın vasıtasıyla Kuzey Irak’a götürdükleri ve istihbarat teşkilatlarının kullandığı profesyonel nitelikli dinleme cihazlarıdır. Bu cihazlar Türkiye’ye nasıl girdi? Ne kadarı Türkiye’de kaldı? KYB(Talabani) Ankara’da bu cihazları kullanıyor mu? Yoksa bunları Saddam’ı dinlemek için mi aldı?”
 
Bu soruların yanıtı yok, olmadı hiç. “Ersever’in itirafları” diyen Soner Yalçın dahi bu soruları gündeme hiç taşımadı. Türkiye bu dinleme cihazlarının ne olduğunu asla öğrenemedi. Belki bu yazdıklarımızdan sonra, Ersever’e kulak veren biri çıkar da, şu Talabani’nin marifetlerini gün ışığına çıkarır, kim bilir?
 
Cem Ersever deyince, O’nu faili meçhul cinayetlerle bir araya getirip, PKK ile yapmış olduğu mücadelesini unutturmak ve kamuoyunun düşüncelerini öğrenmesini engellemek istediler ve ne yazık ki bunu başardılar.
 
Hâlbuki o yaşasaydı sadece faili meçhul cinayetler değil, aynı zamanda bu Talabani’nin de tezgâhları ortaya çıkmış olacaktı ama olmadı, izin vermediler anlatsın.
Bakınız bir çevrenize; Türkiye’nin 90’lı yıllardaki Özal siyasetinin yanlışlıklarını şimdi söyleyen var mı hiç? Yok.
 
Talabani-Barzani ikilisinin Türkiye çevirdiği tezgâhları çıkıp anlatan var mı? Yok.  
 
İşte kanaatimizce cinayet sebebi budur; konuşmasın diye öldürdüler Cem Ersever’i.
 
Kim öldürdü derseniz; Bizim için Uğur Mumcu cinayetinin perde arkasındaki güçler ve köstebekler ne ise, Ersever cinayetindekiler de onlardır. Çünkü her ikisi de Türkiye’nin ABD ve Irak politikalarını yüksek sesle dile getiren ve eleştiren kişilerdi.
 
Her ikisi de Sevr’e geri dönüş olduğunu ve Ermeni-Kürt işbirliğinin perde arkasında Sevr’ı çizenler, yazanlar olduğunu, Irak kuzeyinde bu amaçla bir Kürt devletinin kurulduğunu açık açık anlatıyordu.
 
Şimdi Kürdistan projesinin ardında İsrail, ABD ve AB olduğunu söyleyen kaç kişi kaldı bu ülkede? Bu gerçeği onlar gibi yüksek sesle yapan kaldı mı ki? Bakın daha dün İçişleri Bakanı Atalay Irak’a gitti ve Barzani ile görüştü. Daha dün Talabani ülkemize geldi, kırmızı halı üstünde karşılandı.
 
Daha dün Dışişleri Bakanımız,  Barzani’ye “Abi” dedi. Ersever ve Uğur Mumcu’nun işportacı dedikleri insanlar şimdi nerdeyse Türkiye’nin çözüm ortağı oldu.
 
 Demek ki bu cinayetler amacına ulaşmıştır.  “Barzani-Talabani ikilisi” hakkında Türkiye’yi uyaran bu iki isim, gerçekleri söyleyen bu iki insan, bu gerçeğin ortaya çıkmasını istemeyenler tarafından susturulmuştur.
 
Buna göz yumanlara yazıklar olsun…


[1] PKK terör örgütün çıkardığı yayınların adı.
[2] Bişnbaşı Ersever’in İtirafları, araştırma, Soner Yalçın, s. 52. Doğan kitap.2008.

Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

İSRAİLOĞULLARININ VAAT EDİLMİŞ TOPRAK MESELESİ NEDİR? FLAŞ! ABD'nin Yalanı Açığa Çıktı! SEVR ANTLAŞMASI NEDİR? Sonun Başlangıcı: Duraklama Dönemi

Bakmadan Geçme!

KAPAT
20 Mart 1993'te Ne Oldu? Özal Bakınız Ne Yaptı...