Reklamlar
Anasayfa » Haber
07 Aralık 2016 ( 98 görüntülenme )

BÜYÜK KUTSAL: EL HALİL Mİ YOKSA HEBRON MU?

Kutsalların Çatıştığı yol kavşağı
EL HALİL Mİ YOKSA HEBRON MU

 
Kutsalların Çatıştığı yol kavşağı

 
Kudüs’ün güneyinde, yaklaşık 35 kilometre ötesinde bir kent yer alır, adı El Halil’dir. Filistin toprağıdır ve nüfusu 150 bini aşkındır. Bu kentte Filistinli Arapların yanı sıra az sayıda Yahudi de vardır.

El Halil, tarih boyunca birçok imparatorluk ve devletin egemenliği altına girmiştir. 1517 yılında Osmanlı tarafından fethedilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmesinin ardından İngilizler egemen olmuştur. Manda Yönetimi altında bölgeye Yahudi göçleri artmıştır. Bu durum Yahudi aleytarlığına yol açmış ve 1929 yılında yapılan saldırılarda 63 Yahudi öldürülmüştür.

Olay sonrasında yaklaşık 1.500 Yahudi, İngiliz Yönetimi tarafından Kudüs’e tahliye edilmiştir. 1948 yılındak i Arap-İsrail Savaşının ardından Ürdün’ün kontrolü altına giren şehir, 6 Gün Savaşlarından sonra, 08 Haziran 1967 tarihinde, İsrail tarafından işgal edilmiştir. 1968 yılında bir gurup Yahudi şehre dönmüş ve bu yerleşimciler El-Halil’in doğusundaki Kiryat Arba’ya yerleştirilmiştir. Bugün Kiryat Arba’nın nüfusu 6.000 civarındadır.

İsrail işgali sonrasında da bu kentte olaylar durulmamıştır. 05 Şubat 1994 günü Cuma sabah namazı sırasında, İbrahim Camii’ne giren bir Yahudi ibadet eden Müslümanların üzerine ateş açmış ve 29 kişinin ölümüne, 300 kişinin de yaralanmasına sebep olmuştur. Eylemci Yahudi daha sonra Müslüman halk tarafından öldürülmüştür. Olayı takiben İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü arasında barış görüşmeleri yapılmış ve 28 Eylül 1995 tarihinde imzalanan ‘Batı Şeria ve Gazze Geçici Mutabakatı’ gereğince şehir, Filistin ve İsrail bölgesi olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

Asayiş ve kamu düzeninin korunması ve sağlanması, her iki bölgede ayrı ayrı yapılmaktadır. Buna karşılık İsrail Silahlı Kuvvetleri kentin tüm bölgelerinde devamlı olarak devriye gezmekte, kendi inisiyatifinde arama ve kontroller yapmaktadır.

Yahudi bölgesine Filistinlilerin giriş ve çıkışı da İsrail’in kontrolü altındadır. İsrail,  Filistin Polis Gücü’nün El Halil Kenti’nin belli bölgelerinden çekilmesini ve hatta silah taşımamasını talep etmektedir. Antik çağların en eski yerleşim yerlerinden biri olan El Halil, günümüzde İsrail işgaline maruz kalmış ve kent, gerek belediye hizmetleri ve idari makamlar, gerekse güvenlik açısından bölünmüştür [1]. İsrail’in El Halil’e müdahalesi bununla da sınırlı kalmamıştır. 21 Şubat 2010’da bu kenti “Ulusal Miras” listesine dahil etmiş ve tek taraflı korumaya almıştır.


Konuyu araştıran Gazeteci Mesut Çevikalp, bu bölgede görev yapmış Emekli Büyükelçi Dr. Ercan Özer’i bularak ‘Neden’ diye sormuştur:
-       “…El Halil şehri ismini ev sahipliği yaptığı Hazreti İbrahim Halilullah’tan alıyor. Şehrin İbranice ismi Hebron da zaten, ‘Dostun Evi’ demek. Ama şehir yıllardır dostluğu, İbrahimî hoşgörüyü unutmuş. Yine bir İbrahim şehri olan Şanlıurfa’daki barış ortamı El Halil’de neden yok? Sebep, Urfa’da yaşayanların ‘Bu şehir hepimizin’ derken, El Halil’i işgal edenlerin ‘Bu şehir benim ulusal mirasım!’ demesi olabilir mi? İsrail, 21 Şubat 2010’da El Halil’deki Halilurrahman Camii ve altındaki Atababalar Mağarası’nı ulusal mirasının parçası ilan etti. 16 yıl önce de, yine bir şubat günü Baruch Goldstein adındaki bir fanatik Yahudi o zaman tamamı Müslümanların elinde olan camiye girmiş ve sabah namazını kılan ellinin üzerinde insanı katletmişti...”


Büyükelçi Özer  İsrail’in bu tavrını ‘kentin kutsallığı’na bağlayarak açıklamıştır:
-       “…Geçmişi milattan önce (MÖ) 2000’li yıllara kadar uzanan El Halil, Kudüs’ten sonra Filistin’in ikinci kutsal kenti. İbrahim Camii Museviler için yeryüzünün ikinci, Müslümanlar içinse dördüncü kutsal mekânı olarak kabul görüyor. ‘Tanrı’nın dostu’ anlamıyla El Halil’in Türkiye için dinî olduğu kadar tarihî önemi de bulunuyor. Hz. İbrahim’in yaşamı Şanlıurfa’dan El Halil’e uzanan kutsal bir bağın olduğunu gösterir. Müslüman ve Musevilerin ortak peygamberi Hz. İbrahim, ‘Peygamberler Şehri’ Şanlıurfa’da doğmuş ve yaşamış, MÖ 1900 yıllarında da Filistin’e göçmüş ve son durağı El Halil şehri olmuş. Mezarı da El Halil Camii’nin altında.

Hz. İbrahim’in yanı sıra oğulları İshak ve Yakup ve eşleri yatıyor bu mekânda. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in de Mekke’den Kudüs’e yapmış olduğu gece yolculuğu sırasında bu kutsal mekânı ziyaret ettiğine inanılıyor. Filistin’de göreve başladığımda misyonumuzdaki çalışanlarımla birlikte ilk ziyaret ettiğim yerlerden biri bu camiydi. El Halil’e verdiğimiz önem 6 Ekim 2007’de Şanlıurfa ile El Halil arasında kardeş şehir ilişkisinin El Halil Belediye Meclisi’nde onaylanmasıyla da perçinlenmiştir
[2]…”


Günümüzde El Halil kenti ve Halilurrahman Camii ikiye bölünmüş durumdadır. Caminin Müslüman ve Yahudi ibadetine açılan iki bölümü vardır, ancak her ikisi de İsrail’in kontrolündedir. Bir caminin Yahudilerce ‘ulusal miras’ listesine alınması ve bölgede yeni Yahudi yerleşkelerinin kurulması da konunun üzerinde durulması gereken bir başka yönü olarak karşımıza çıkmaktadır. 



El Halil’deki mesele tamamen kutsallık üzerine kurgulanmıştır. El Halil’i uluslararası platforma taşıyan ve çok uluslu bir güç tarafından korunmasına yol açan bu olayların altında yatan temel neden; bu kentin Müslümanlarca kutsallığıdır. Çünkü Müslümanların atası olan Hazreti İbrahim’in türbesi El Halil Camii’ndedir. Oğlu Hz. İshak ve torunları Hz. Yakup ile Hz. Yusuf’un kabirlerinin de burada olduğuna inanılmaktadır. 


İsrail’in bu kente ilgisinin ve Yahudiler için bu cazibesinin de altında yatan, yine bu kentin kutsallığıdır, çünkü İbranice bu kentin adı Hebron, Hebron ise İlk kutsal Yahudi toprağıdır… Bu toprağı satın alıp eşi Sara’ya kabir yapan Abraham’dır, Abraham Yahudilerin de atası olan Hazreti İbrahim’dir…
Çoğumuz Yahudileri, 1948’de İsrail kuruluncaya değin, topraksız ve vatansız bir millet olarak hatırlarız ama bu doğru değildir.  Çünkü ve belki de yeryüzünde ilk toprak sahibi olan İsrailoğulları’dır. Bu toprak sahipliği sözlü bir satış anlaşmasına dayanmaktadır ve tanıkları vardır. Üstelik bu toprak kutsaldır, kutsaldır çünkü Abraham/İbrahim’in ölen eşi Sara için satın alınmıştır.

Kutsaldır, çünkü kutsal kitap Tora/Tevrat’ta bu olay bir ayet içerisinde anlatılmaktadır. Satın alınan toprağın adı Macpelah’tır ve Macpelah yani ‘Atababalar Mağarası’ günümüz Filistin topraklarında yer alan El Halil/Hebron’dadır. Hebron, eski Kudüs’ün yaklaşık 30 kilometre güneyinde, Filistin ya da Juda dağlarının 4.500 metre yüksekliğinde yer alan antik bir kentin adıdır.

Orada, Machpelah mağarasında başta Abraham olmak üzere peygamberlerin/patriklerin mezarları bulunmaktadır. Eski geleneğe göre değerli antik kabirlerden birinde, Yahudi dininin kurucusu ve Yahudi ırkının atası olan Abraham yatmaktadır. Yanındaki mezar eşi Sara’ya aittir. Binanın içinde, oğlu İsaac ile eşi Rebecca’nın ikiz mezarları da yer almaktadır. İç avlunun karşı tarafında, Abraham’ın torunu Jacop ve eşi Seah’ın ikiz mezarları ile binanın tam dışında, oğulları Yasef’in mezarları bulunmaktadır.

Tarihçilere göre Yahudilerin 4000 yıllık tarihi, belki de, zaman ve mekan olarak bu yörede başlamıştır. Hebron’un kutsallığı sadece patrik mezarlarının orada bulunmuş olmasından değil, aynı zamanda Yahudi tarihinin bazı ünlü Kral/peygamberlerinin de yaşamının burada geçmiş olmasından ileri gelmektedir. Yahuda Kralı David’in Hebron’a gidişi bir Tanrı buyruğudur ve yedi yıl orada Krallık yapmıştır. Kral David’in altı çocuğu Hebron’da doğmuştur; Amnon, Kilav, Avşalom, Adoniya, Şefatya ve Yitream [3]. Hebron tüm bu özellikleri yanında, Sina çölünden çıkan İsrailoğullarının vaat edilmiş topraklara doğru giderken, araştırma yapmak ve bölgede yaşayan halklar hakkında bilgi edinmek için de Filistin/Kenan topraklarında ilk uğradıkları yerdir [4].

Hebron; 4000 yıllık Yahudi tarihinin çıkış noktası, muhteşem ve saygın bir güzelliğe sahiptir. Çoğunlukla eski toprakların huzurlu ve sessiz atmosferini telkin etmekle birlikte, taşları bitmek bilmeyen dini ve siyasi kavgaların sessiz tanıklarıdır.

Yıllar boyunca sırasıyla İbrani türbesi, sinagog, Bizans kilisesi, cami, haçlı kilisesi ve sonra tekrar cami olarak değişime uğramıştır. Büyük Herod bu yapıyı, hala ayakta kalan 12 metre yüksekliğinde, bazıları yedi metre uzunluğunda, yekpare, yontulmuş taştan muhteşem bir duvarla çevrelemiştir. Saladin/Selahattin Eyyubi türbeyi bir minberle süslemiştir. Hebron, aynı zamanda, Yahudilerin uzun ve trajik tarihleri boyunca, tarihselliklerine karşı eşsiz bir azimle nasıl direndiklerinin bir göstergesidir. Yahuda krallığının ilk başkenti Hebron’dur, sonradan Kudüs’e taşınmıştır. Kral David önce Yudah/Yahuda Kralı olarak burada taç giymiş ve sonra da bütün İsrail’in Kralı olmuştur [5].


Jerusalem/Eski Kudüs düşünce Yahudiler kovulur ve oraya Edom yerleşir. Önce Yunanistan, sonra da Roma tarafından fethedilir, din değişikliklerine uğrar, asi Yahudi partizanlar tarafından yağma edilir, Romalılar tarafından yakılır ve sıra ile Araplar, Frenkler ve Memluklar tarafından işgal edilir. Yahudiler Tanrı vaadi topraklarda,1660’larda, sahte Mesih Shabbetaı Zevi(Sabetay Sevi)’yi, 18. Yüzyılda ilk Hıristiyan hacılarını, yüzyıl sonra laik Yahudi göçmenlerini ve 1918’te de İngiliz fatihlerini karşılamışlardır. Hiçbir zaman fazla kalabalık olmayan Yahudi toplumu 1929’da Arapların saldırısına uğrar. 1936’daki ikinci saldırıda adeta onları yok ederler. Altı günlük savaşta, 1967’de İsrail askerleri Hebron’a girince, en az bir nesilden beri orada bir tek Yahudi’nin dahi yaşamadığını görürler. Ancak 1970’lerde yeniden mütevazı bir yaşam düzeni kurulur. Hala duydukları büyük korkuya ve belirsizliğe rağmen yerleşim düzenleri gelişir [6].      

Dolayısıyla bugün Hebron’u ziyaret eden tarihçi gayrı ihtiyari kendi kendine “bir zamanlar burada olan bütün toplumlar acaba nerede” diye sormaktadır. Kenanlılar nerede? Edomitler nerede? Tarihi Helenler ile Bizanslılar, Frenkler, Memluklar, Osmanlı nerede? Hepsi geri dönüşü olmayan bir zaman tünelinden geçerek buharlaşıp kayboldular . Onlar kayboldu ama Yahudiler hala Hebron’dadır ve Yahudi azminin 4000 yıllık tanığı olduğunu olarak ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda Hebron, Yahudi toplumunun toprak mülkiyetine ve işgaline karşı çelişkili duygularını da yansıtmaktadır.

Bugüne kadar hiçbir ırkın, dünyanın hiçbir köşesine karşı böylesine bir bağlılık gösterdiği görülmemiştir. Keza hiçbir ırkta bu kadar azimli bir göç dürtüsü ile bulunduğu yerden köklerini söküp başka yere yeniden dikme cesareti de görülmüş şey değildir. Tuhaf olan şu ki, tarihlerinin yüzde yetmiş beşine eşit bir süreden beri Yahudilerin büyük çoğunluğu ‘vatanımız’ dedikleri bu ülkenin dışında yaşamış ve halen de yaşamaya devam etmektedir.
Önemli tarihçilerden biri olan Paul Johnson’un Yahudi Tarihi adlı kitabı işte bu satırlarla başlar ve şu sözlerle devam eder:

“…Hebron Yahudilerin resmen sahip oldukları ilk topraktır. “Yaratılış Kitabı’nın (Book of Genesis)
[7] 23. bölümünde İbrahim’in ölen eşi Sarah için, daha sonra da kendisinin gömülmesi için Machpelah Mağarasını nasıl satın aldığı anlatılmaktadır. Bu bölüm, aynı zamanda, İncil’de geçer ve bütün bölümlerin en önemlilerinden biridir. Yahudi geleneklerinin en eski ve sadakatle sürdürdükleri geleneklerinden birini kapsar. Belki de İncil’de anlatılan olayların içinde tek gerçek olanıdır. Zira tanıkları vardır ve otantik ayrıntıları ile sözlü olarak da teyit edilmiştir.

Gerek görüşmeler, gerek satın alma töreni en ince ayrıntılarına kadar anlatılmıştır. Şurası muhakkak ki, küçük bir toplumda cereyan eden böylesine önemli bir olay unutulacak gibi değildir. Sadece bir mülkiyetin devri değil, aynı zamanda bir statü değişikliği söz konusudur. Gelenek haline gelmiş temennalar, sahte nezaketler ve ikiyüzlülüklerle sert çekişmeler İncil’deki hikayede muhteşem bir şekilde anlatılmıştır. Ancak okuyucuyu en çok etkileyen ve akılda kalan bölüm, İbrahim’in alışverişe başlarken sarf ettiği duygu dolu sözlerdir: Ben bir yabancıyım ve misafirinizim’. Daha sonra alışveriş tamamlanınca ‘toprağın İbrahim’e mülk olarak emanet edildiği’ yerel halk tarafından tekrarlanmıştır [8]. Yahudi tarihindeki bu ilk gerçek olay, bu ırka özgü endişeleri ve belirsizlikleri açıkça ortaya koymaktadır [9]…”


Tevrat’ın kutsalları gözüyle ve inanışıyla Hebron işte budur; sözlü anlaşma ile alınmış ilk Yahudi kutsal toprağı. Yahudi tarihine gerçek olay olarak geçen ve kutsal kitap Tanah’ta anlatılan ‘toprak satışı’ şu ayetlerle açıklanmaktadır: “…Sara yüz yirmi yedi yıl yaşadı. Ömrü bu kadardı.  Kenan ülkesinde, bugün Hevron/Hebron denilen Kiryat-Arba'da öldü: İbrahim yas tutmak, ağlamak için Sara'nın ölüsünün başına gider.

Sonra karısının ölüsünün başından kalkıp Hititler'e seslenir:
-        Ben aranızda konuk ve yabancıyım. Bana mezar yapabileceğim bir toprak satın. Ölümü kaldırıp gömeyim.
Hititler cevap verir:
-       Efendim, bizi dinle. Sen aramızda güçlü bir beysin. Ölünü mezarlarımızın en iyisine göm. Ölünü gömmen için kimse senden mezarını esirgemez.
İbrahim, ülke halkı olan Hititler'in önünde eğilerek, sözlerine şöyle devam eder:
-       Eğer ölümü gömmemi istiyorsanız, benim için Sohar oğlu Efron'a ricada bulunun. Tarlasının dibindeki Makpela Mağarası'nı bana satsın. Fiyatı neyse huzurunuzda eksiksiz ödeyip orayı mezarlık yapacağım.


Tarlanın sahibi Hititli Efron halkının arasında oturmaktadır. Abraham’ın sözlerini duyar ve kent kapısında toplanan herkesin duyacağı biçimde, karşılık verir:
-       Hayır, efendim. Beni dinle, mağarayla birlikte tarlayı da sana veriyorum. Halkımın huzurunda onu sana veriyorum. Ölünü göm.

İbrahim ülke halkının önünde eğilir, ilk teklifinde ısrar eder ve Efron da bunu kabul eder. Efron'un Hititler'in önünde sözünü ettiği dört yüz şekel gümüşü tüccarların ağırlık ölçülerine göre tartar ve satışı yapar. Böylece Efron'un Mamre yakınında Makpela'daki tarlası, çevresindeki bütün ağaçlarla ve içindeki mağarayla birlikte, kent kapısında toplanan Hititler'in huzurunda İbrahim’in mülkü kabul edilir. İbrahim karısı Sara'yı Kenan ülkesinde Mamre'ye -Hevron'a- yakın Makpela Tarlası'ndaki mağaraya gömer. Hititler tarlayı içindeki mağarayla birlikte İbrahim’in mezarlık yeri olarak onaylarlar
[10]. İbrahim sonradan, bir kadınla daha evlenir. Kadının adı Ketura'dır. Ondan Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, Yişbak, Şuah adlı çocukları olur. Yokşan'dan da Şeva, Dedan olur. Dedan soyundan Aşurlular, Letuşlular, Leumlular doğar. Bunların hepsi Ketura'nın soyundandır. İbrahim sahip olduğu her şeyi İzak/İshak’a bırakır. Yüz yetmiş beş yıl yaşar. Ömrü bu kadardır. Kocamış, yaşama doymuş, iyice yaşlanmış olarak son soluğunu verir ve atalarına kavuşur. Oğulları İshak'la Yişma’el/İsmail onu Hititli Sohar oğlu Efron'un tarlasında Mamre'ye yakın Makpela Mağarası'na gömerler [11]...”

İshak da Hebron’da gömülmüştür. Bu olayın Tevratsal anlatımı ise şudur:
“Jakop/Yakup’un on iki oğlu vardı. Eşi Lea’dan oğulları: Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun. Eşi Rahel’den oğulları: Yasef[12], Benyamin.  Rahel’in cariyesi Bilha’dan doğan oğulları: Dan, Naftali. Lea’nın cariyesi Zilpa’dan olan  oğulları ise Gad ve Aşer’dir. Yakup İshak ile İbrahim’in de yabancı olarak kalmış olduğu, bugün Hevron denen Kiryat-Arba yakınlarındaki Mamre’ye, babası İshak’ın yanına gitti. İshak yüz seksen yıl yaşadı. Kocamış, yaşama doymuş olarak son soluğunu verdi. Ölüp halkına kavuştu. Oğulları Esav’la Yakup onu gömdüler[13].”

Hebron, aradan yüzlerce yıl geçtikten sonra, İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışı sonrası, Tanrı’nın vaat ettiği coğrafyada paylaşılan ilk topraklardan biridir. Bu paylaşımın da tanığı kutsal kitap Tanah’tır. Hebron İsrailoğulları içinde Kalev’in mülkü olmuştur.

Toprak paylaşımı, Kahin Elazar, Nun oğlu Yeşu ve oymak başları tarafından yapılmıştır: “Yahudaoğulları Gilgal’da bulunan Yeşu’nun yanına gelir ve Kenizli Yefunne oğlu Kalev Yeşu’ya şöyle seslenir:
-        Tanrı’nın Kadeş-Barnea’da Musa’ya senin ve benim hakkımda neler söylediğini biliyorsun. Musa ülkeyi araştırmak üzere beni Kadeş-Barnea’dan gönderdiğinde kırk yaşındaydım. Gördüklerimi ona açık yüreklilikle ilettim. Ne var ki, benimle gelmiş olan soydaşlarım halkı korkuya düşürdüler ama ben tümüyle Tanrı’nın yolundan gittim.

Bu nedenle Musa o gün, ‘Tümüyle Tanrım RAB’bin yolundan gittiğin için ayak bastığın topraklar sonsuza dek sana ve oğullarına mülk olacak’ diye ant içti. Tanrı sözünü tuttu ve beni yaşattı. İsrailliler çölden geçerken Tanrı’nın Musa’ya bu sözleri söylediği günden bu yana kırk beş yıl geçti. Şimdi seksen beş yaşındayım. Bugün de Musa’nın beni gönderdiği günkü kadar güçlüyüm. O günkü gibi hâlâ savaşa gidip gelecek güçteyim. Tanrı’nın o gün söz verdiği gibi, bu dağlık bölgeyi şimdi bana ver...”
Yeşu Kalev’i kutsar ve Hebron’u ona mülk olarak verir. Böylece Hebron bugün de Kenizli Yefunne oğlu Kalev’in mülküdür [14]. Eğer ki bugün Hebron’da yaşayan Yahudi Kalev’in torunları var ise ve bu torunlar Tanah’ı biliyorsa, çıkıp da ortaya ‘burası bizimdir’ diyebilir ve Tanah’ı da belge olarak gösterebilir. Belki de İsrail bu gerekçelerle Hebron/El Halil’i işgal etmiştir. Ama günümüz evrensel hukukunda Kutsal’ın kutsal ayetleri toprak mülkiyeti için belge olarak kabul görmemektedir.

Dolayısıyla nasıl ki İsrailoğulları ortaya çıkıp ‘ Nil’den Fırat’a bizim topraklarımız, Tanrı vaadidir’ diyemez ise, bir başka Yahudi de ortaya çıkıp ‘Hebron bizim malımızdır’ diyemez, her ne kadar İsrail bu kenti ‘ulusal miras’ listesine almış olsa bile…

El Halil Müslümanların kutsal kentidir. Şanlıurfa Belediyesi El Hali’i kardeş şehit ilan ederek bu kutsallığı paylaşmıştır, tıpkı kendinden önce harekete geçmiş olan Konya Belediyesi gibi [15]. Daha yakın bir zamanda Şanlıurfa Belediyesi ile El Halil Belediyesi arasında ile kardeşlik anlaşması imzalanmış ve Urfa’dan El Halil’e bir barış ve kardeşlik köprüsü kurulmaya başlanmıştır.

Şanlıurfa Belediye Başkanı A. Eşref Fakıbaba ile El Halil Belediye Başkanı Halit Osaily arasında yapılan kardeş şehir protokolü ile başta turizm olmak üzere birçok konuda ambargo altında bulunan El Halil şehrine destek olunacağını açıklanmıştır. Ve yerel gazeteler tarafından, konumuz olan bu işbirliği kamuoyuna şöyle yansıtılmıştır:

“…Hz. İbrahim’in ’kardeş şehri’ protokolü için Şanlıurfa’ya gelen Filistin heyeti ilk olarak Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan’ı makamında ziyaret etti. Heyet bir süre Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan’la görüştükten sonra El Halil Belediye Başkanı Halit Osaily, Filistin’in Ankara Büyükelçisi Nebil Maaoruf, Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan’la birlikte Şanlıurfa Belediyesine geçtiler. Şanlıurfa Bağımsız Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba’yı makamında ziyaret eden Filistin heyetine, ‘balıklıgöl’ tablosu ile el işlemesi gümüş plaket hediye edildi.

Belediye Encümen odasına geçen her iki şehrin belediye başkanının önüne protokol dosyaları konuldu…  Her iki ülke bayrakların masaya bırakılmasının ardından, her iki şehrin belediye başkanı karşılıklı olarak ’kardeş şehir’ protokolünü imzaladı…”
 
İ mza töreninde konuşan Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba Hebron’un kutsallığını Şanlıurfa ile yan yana getirek açıklamıştır:
-        Bugün gerçekten Şanlıurfa için tarihi bir gün. Hz. İbrahim’in doğduğu şehir ile türbesinin olduğu iki şehir şuanda kardeş şehir oldular. Şanlıurfalıların adına böyle bir imza attığım için çok mutluyum. İbrahim peygamberin doğduğu şehri kimse bilmiyor, ama türbesinin olduğu şehre savaş şartlarında bile binlerce insan gidiyor. Bundan sonra bu iki şehri turizmle bir araya getireceğiz...
Filistin El Halil Belediye Başkanı Halit Osaily ise ‘Burada attığımız imzalar, Türk halkıyla, Filistin halkı mükemmelliğinin bir yansımasıdır. Bu öncellikle İsrail işgalinin sona erdirilmesi için Türkiye heyetinin ve halkının göstermiş olduğu bir minnet ifadesidir. Urfa’yla ortak noktamız Hz. İbrahim’den gelmektedir [16]’, diyerek kardeşlik protokolünü onaylamıştır.”

Topraksız, vatansız olarak bugüne kadar söylene gelen İsrailoğulları hakkındaki bu düşünce, yukarıda anlatılan olayların ışığından bakıldığında, hiç de göründüğü gibi değildir. Çünkü İsrailoğullarının, Tanrı tarafından vaat edildiği ileri sürülen bu topraklarla bağı hiç kesilmemiş, aksine sürekli toprak alımlarıyla mülkiyet bağları daha da güçlenmiştir. Hebron bu tespitimizin Yahudilerce kutsal olan bir örneğidir. Kutsallıktan yola çıkan İsrail Hebron/El Halil’i işgal etmekle kalmamış, ‘ulusal miras’ ilan ederek bu işgali gelecek kuşaklarına da taşımıştır.

Ancak bu kent Müslümanların da kutsal kentidir. Peki, bu kutsallık nasıl paylaşılacaktır?

Bugün, Filistin’in zayıflığından ve Arap ülkelerinin parçalanmışlığından yararlanarak bu kutsal kenti işgal eden İsrail, yarın başka bir kutsalı için de aynı yola başvuracak mıdır? Böylesi bir işgal yakın gelecekte bir İsrail-Filistin, ama uzak gelecekte bir Müslüman-Yahudi çatışmasına dönüşecek midir?


Başlangıçtaki sorumuz da budur; inançların kutsalları inananlar arasında kutsal bir savaşa yol açabilir mi?  Başlangıçtaki cevabımız da budur; bu konuda gerçeğe ulaşmanın tek yolu vardır; Yahudi tarihini ve kutsallarını bilmek, bu kutsalların Yahudiler nazarındaki önemini bilmek ve bu bilgileri günümüz siyaseti ve olayları ile yana yana getirerek bir sonuca ulaşmak.  

Müslüman Araplar bir yana, biz Türklerin kutsal toprakları ve kutsal değerleri ile İsrailoğulları’nın Tevratsal inançları arasında da bölünmez, bölünemez bir bağ vardır. Şöyle ki, en başta Hazreti İbrahim ve Şanlı Urfa kenti gelir, çünkü Yahudiler’in atası sayılan İbrahim’in yaşadığına inanılan topraklardır. Ardından güncel tarihte destanlaşan Nuh Tufanı’ndaki Nuh’un Gemisi, Tevratsal bir anlatımla Ararat/ Ağrı Dağı üzerinde karaya oturmuş ve bugün dahi birçok araştırmacı, bu noktadan yola çıkarak Nuh’un Gemisi’nin kalıntılarını Ağrı Dağı’nda aramaktadır.

Dolayısıyla Ağrı Dağı da müşterek kutsallarımız arasında yer alır. Bu açıdan bakıldığında, biz Türkler olarak, İsrailoğulları’na, tarihine, coğrafyasına, inançları ve kutsallarına karşı kayıtsız kalmamız düşünülemez. Düşünülemez çünkü bu değerler üzerinden yürütülecek olan bir siyaset, önce yayılma stratejisine, ardından da kutsal savaşlara dönüşebilecektir ki Türkiye’nin bunun dışında kalabilmesi mümkün görülmemektedir.

Hebron sade bir örnektir; kutsal inançların güç kullanımına dönüştüğünü gösteren sade ve açık bir örnektir.

Kaldı ki Tanah/Tevrat’ta yer alan her isim, her mevki, yer ve coğrafya Yahudilerin bir ölçüde ilgisini Nil-Fırat eksenine çekmektedir.

Bu bir kutsal inançtır ve inançlar, gün gelecek, güce dönüşebilecektir tıpkı Hebron’da dönüştüğü gibi…
 
 
 
 
 


[1] Emniyet Genel Müdürlüğü, Dış ilişkiler Dairesi Başkanlığı Resmi Sitesi, TIPH Misyonu.
[2] Aktuel dergisi, Mesut Çevikalp röportajı, 15 Mart 2010.
[3] Tanah/Eski Ahit, 2. Samuel, Bölüm 3: 1-5.
[4] Tanah/Eski Ahit, Tevrat, Sayılar, Bölüm 13: 17-33.
[5] Tanah/Eski Ahit, 2. Samuel Bölüm 5: 1-3.
[6] Yahudi Tarihi, araştırma, s. 11, Paul Johnson, Pozitif Yayınları.
[7] Tanah/Eski Ahit, Tekvin, Bölüm 23.
[8] Tanah/Eski Ahit, Tekvin, Bölüm 23:20.
[9] Yahudi Tarihi, Paul Johnson, s. 14.
[10] Tevrat, Tekvin, Bölüm 23:3-20.
[11] Abraham: Hazreti İbrahim.
[12] Yasef: Hazreti Yusuf.
[13] Tevrat, Tekvin, Bölüm 35: 23- 29.
[14] Tanah/Eski Ahit, Yeşu Bölüm 14: 6-13.
[15] Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın 12 Şubat 2009 günlü kararı ile El Halil “kardeş şehir” ilan edilmiştir.
[16] Şanlıurfa Yerel Gazetesi, Urfa Bülteni, 03 Haziran 2011

Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Erdoğan'ın Bugün ABD'ye Verdiğini Özal da Vermişti! Erdoğan Şarkısı AP'nda Krize Dönüşüyor! Hava Harekatı ile Kandil'i Bombalamanın Stratejik Anlamı Nedir? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Tarihi Mücadelesi

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Osmanlı’ya İlk İsyan Eden Halid-i Nakşi Şeyhi Kimdi?