Reklamlar
Anasayfa » Haber
07 Aralık 2016 ( 73 görüntülenme )

Kore Diktatörü de 'O' Sistemi İstiyor

İşe bakın; AKP de başkanlık diyor HDP de...
"Kuzey Kore lideri başkanlık sistemine yaklaşıyor"
 
Kuzey Kore lideri yeni bir unvanla, ülkedeki konumunu daha da güçlendirdi.

Kim Jong Un, tek partili ülkede, ordu, devlet ve Komünist Parti'nin tüm yetkilerini birleştiren en üst makamın başına geçti.
 

Kuzey Kore lideri Kim, Ulusal Kongre tarafından yeni oluşturulan ‘Devlet İşleri Komitesi’nin başına getirildi. Komünist Parti’nin gazetesi Rodong Sinmum haberi, Kim’in portresiyle manşetten duyurdu. Manşette, ‘ Partinin ve halkın en üst düzey lideri’ başlığı kullanıldı.
 
Yeni oluşturulan Devlet İşleri Komitesi, ülkedeki tek partinin, ordunun ve devletin tüm yetkilerini barındırıyor. Yeni komite daha önce en üst devlet makamı olan Ulusal Savunma Komitesi’nin yerini aldı. Ulusal Savunma Komitesi son olarak Kim’in babası Kim Jong İl tarafından siyasi karar organı olarak kullanılıyordu.
 
Devlet İşleri Komitesi’nin yetki alanı çok daha geniş. Yetkileri ordu, parti ve devletin tüm yetkilerini birleştiriyor. Her bir birim için de bir başkan yardımcısı atandı.
 
Analistlere göre Kuzey Kore lideri yeni komite ile başkanlık sistemine yaklaşıyor.
Bu unvan son olarak Kim’in dedesi ve Kuzey Kore’nin kurucusu Kim İl Sung tarafından kullanılmıştı. 1994 yılında hayatını kaybeden Kim İl Sung, ebedi başkan ilan edilmişti. Bu unvan ölümünden bu yana kullanılmıyor.(Sözcü)
 
Görüldüğü gibi Kuzey Kore’de diktatörlük her geçen gün daha çok güçleniyor.

Diktatörlüğü meşrulaştırmak içinse başkanlık sistemi demokrasi bakımından gelişmemiş ülkelerde adeta bir kurtarıcı oluyor.
Bu nedenle başkanlık sisteminin yapısını, ülkeye uygunluğunu iyi bir şekilde analiz etmek gerekiyor.

AKP tarafından çok konuşulan başkanlık sistemi aslında nedir, bir bakınız...
 
Başkanlık Sistemi
 
Türkiye’de son yıllarda yoğunlaşan ‘başkanlık’, ‘yarı-başkanlık’ sistemi gibi hükümet sistemi arayışları, 1960’lı yıllardan beri zaman zaman siyasal gündemi meşgul etmektedir.

Başkanlık sistemi tartışmaları, ilk defa ve ciddi bir biçimde Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde kamuoyunun gündemine girdi. Başbakanlığı döneminde sıklıkla Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin fazlalığından şikâyet eden Özal, kendisi Cumhurbaşkanı olduktan sonra bu düşünceleri değişti. Özal’dan sonra başkanlık sistemi tekrar Süleyman Demirel tarafından gündeme getirilse de pek fazla yankı bulmadı.

Uzunca bir aradan sonra, başkanlık sistemi tartışmaları AKP iktidarı döneminde Başbakan Erdoğan tarafından önce 21 Nisan 2003 tarihinde ve müteakiben geçtiğimiz günlerde tekrar siyasi gündeme taşındı.
 
Hükümet sistemleri açısından parlamenter sistem ile başkanlık sistemi iki ana ekseni oluştursa da, her iki sistem de kendi içinde genelleme yapmayı neredeyse imkânsız kılacak kadar çeşitlilik içermektedir.

Yarı-başkanlık sistemi, iki ana sistemden de unsurlar taşıyan ve daha önce Fransa, Rusya ve Polonya örnekleri üzerinden ele aldığımız karma bir sistemdir. Hükümet sistemi tartışmalarının belirleyici sorusu olan “Hangi sistem daha iyidir?” sorusunun cevabını demokrasinin konsolidasyonu ekseninde düşündüğümüzde, çok sayıda parametreden söz etmek mümkündür: siyasi meşruiyet, siyasi istikrar, temsil ve hesap verebilirlik (denetim) gibi.
 
Teorik olarak baktığımızda başkanlık sistemi devlet yönetiminde tek bir kişinin başkanlığında hükûmet etme ve devleti yönetme esasına bağlı siyasi sistemdir. Başkanlık sisteminde yasamanın yürütmeyi fesh etme yetkisi yoktur.
 
Yasama, yürütme ve yargı organları arasında kesin bir ayrıma ve dengeye dayanan, yasama ve yargı organlarının demokratik denetimi içinde, yürütmenin iktidar olanaklarını genişleten bir hükûmet sistemidir. Başkanlık sistemi, Başkanlık hükümeti sistemi olarak da adlandırılmaktadır. 
 
Başkanlık sisteminin en tanımlayıcı özelliği yürütmenin nasıl ve ne şekilde seçildiğidir. Başkanlık sistemini parlamenter sistemden ayıran temel özellik, yürütme organının biçimi ve rolü ile ilintilidir ve parlamenter sistemden farklı olarak, başkanlık sisteminde yürütme organı ile yasama organı iç içe geçmemiş durumdadır.
 
Başkanlık sistemi aşağıdaki özellikleri taşır:
 
Sabit bir başkanlık süresi vardır. Seçimler kurgulanmış tarihlerde yapılır. Güvensizlik oyu ile hükûmet düşürülüp erken seçimler düzenlenemez. Bazı ülkelerde devlet başkanının yasaları çiğnediği durumlarda İngilizce olarak "Impeachment" denilen meclis soruşturmasıyla erken seçimlere gidilmesi biçiminde kural dışılıklar vardır.
 
Yürütme erki tektir. Kabine üyeleri devlet başkanıyla birlikte çalışır ve yürütme ile yasama organlarının ilkelerini uygulamak zorundadırlar. Başkanlık sisteminde devlet başkanının bakanlar kurulu için önerdiği adaylar ve hakimler yasama organı tarafından onaylanmalıdır. Devlet başkanı; kabine üyeleri, ordu veya yürütme erkinin herhangi bir çalışanını doğrudan yönetme hakkına sahiptir. Fakat hakimleri fesh etme veya emir verme gibi bir yetkisi yoktur.
 
Yasama ve yürütmenin ayrıldığı yönetimlerde suçtan hüküm giymiş mahkûm ve suçluları affetme veya cezalarını hafifletme genelde devlet başkanının elindedir.
 
"Başkan" terimi yalnızca başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelere has bir ifade değildir.
Örneğin popüler olsun veya olmasın, yasal yollarla seçilmiş olsun veya olmasın bir diktatör de başkan olarak isimlendirilir. Aynı şekilde bunun tersi olarak pek çok parlamenter ve demokratik sistemlerde de devlet başkanı konumuna büyük ve görkemli törenlerle geçer.
 
Başkanlık sistemini üç ana avantajı vardır:
 
Doğrudan yetki —
başkanlık sisteminde cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçilir. Bazılarına göre bu; devlet başkanının gücünü dolaylı yollardan göreve getirilen liderlere kıyasla daha meşru kılar. ABD'de devlet başkanı halk oylamasından hemen sonra toplanan Seçiciler kurulu tarafından seçilir.

Kuvvetler ayrılığı — Başkanlık sisteminde başkanlık ve yasama meclisi iki paralel yapı olarak işlev görür. Bu sistemin destekçilerine göre; böylelikle her iki birim birbirini karşılıklı olarak denetleyerek suiistimalin ve makamın kötüye kullanılmasının önüne geçilmiş olur.

Hızlı karar mekanizması — Güçlü yetkilerle donatılmış bir cumhurbaşkanı değişiklikleri ivedilikle işleme koyar. Fakat bunun yanında bazılarına göre kuvvetler ayrılığı sistemi yavaşlatır.
 
Başkanlık sistemine getirilen eleştiriler dört ana noktada yoğunlaşır:
 
Otoriter rejime olan eğilim —
bazı siyaset bilimciler başkanlık sisteminin anayasal olarak stabil olmadığını söyler. Fred Riggs gibi bazı siyaset bilimcilere göre başkanlık sistemine geçmeye çalışan hemen hemen her ülkede bu sistem otoriter rejime dönüşmüştür. Dana D. Nelson 2008 yılında yayınlanan Bad for Democracy kitabında ABD'deki başkanlık sisteminin aslında demokratik olmadığını iddia eder.
 
Kuvvetler ayrılığı — başkanlık sisteminde cumhurbaşkanı ve yasama meclisi iki paralel yapı şeklinde çalışır. Eleştirmenler bu durumun istenmeyen siyasi çıkmazlara neden olacağını ve cumhurbaşkanı ve yasama meclisinin birbirlerini suçlamalarına sebep olacağını söylerler.
Liderlik değişiminde engeller — devlet başkanı görev süresi dolmadan görevinden alınamaz. Eleştirmenler bunu çok büyük bir sorun olarak görürler.
 
Ülkelerin siyasi geleneklerine göre farklılıklar — bazı siyaset bilimcilere göre başkanlık sisteminin tamamen kendisine özgü şartları olan ABD dışında, istikrarlı bir demokrasi yarattığı görülmemektedir.
 
Günümüzde başkanlık sisteminin bulunduğu yerler ABD, Latin Amerika, eski Sovyetler Birliği’nden ayrılan ülkeler ile Asya ve Afrika’nın bir kısmından oluşmaktadır.
 
Başkanlık sisteminde seçimler, ya hep ya da hiç biçiminde oynanan bir oyunu andırır. Başkanlık sisteminin zayıf yanlarının başında başkanların başarısız da olsa, süreleri doluncaya kadar görevde kalmaları gelmektedir. Başkanın önerdiği yasalara sürekli muhalif olan bir meclis, yasama sürecini kesintiye uğratır ve işleyişi engeller.

Amerikan Anayasası; yasama, yürütme ve yargı iktidarlarını ayrı ayrı ellere verirken; yürütme iktidarının çok kişiye oranla tek kişi tarafından daha iyi idare edileceğini savunarak yürütme gücünü tek elde toplamıştır. Bu noktada güçlü bir yönetim yaratma kaygısı, gücü paylaştırarak dağıtma eğiliminin önüne geçmiş, aynı zamanda sistemin temel mantığını da sarsmıştır.

Bu sistemde oyların çoğunluğunu kazanan kimse, yürütme organını belirli bir süre ele geçirir ve önemli, yüksek siyasal kararları tek başına alabilir. Böyle bir durum ise, muhalefetin kendisini güçsüzlük duygusuna kaptırmasına ve dolayısıyla rejime karşı güven beslememesine neden olmaktadır.

Bu açıdan, başkanlık sisteminde iktidar-muhalefet ilişkilerin çok gerginleşeceği şüphesizdir. Yürütme ile yasamanın, ayrı ayrı siyasi partilerin eline geçmesi durumunda ise, yine siyasal uzlaşma (consensus) geleneği güçsüz, tersine siyasal uzlaşmazlık (disconsensus) eğilimi güçlü toplum yapımızda, siyasal mücadelelerin çok sert geçeceğinden ve rejim açısından tehlike doğuracağından endişe edilebilir.
 
Burada önemli olan husus kazananın her şeyi kazandığı, kaybedenin her şeyi kaybettiği bir seçim sistemi yerine, adil bir seçim sistemiyle parlamenter sistemin gelişmesine katkıda bulunmaktır.

Ama hepsinden öte Başkanlık sistemi FEDERASYONA GEÇİŞİN bir aracıdır.

Türkiye açısından federasyon demek bölünme demektir.

Bu noktada başkanlık diyen AKP'ye, PKK'nın siyasi acentası HDP'den de destek gelmesi düşündürücüdür.


 

Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Kazım Karabekir Paşa'nın Hiç Söylenmeyen BÜYÜK UYARISI! Putin Öyle Bir Adım Attı ki... Cumhurbaşkanlığı Forsundaki Bir Yıldız; BÜYÜK TÜRK SELÇUKLU DEVLETİ... Lozan'a Doğru: Mudanya Mütarekesi

Bakmadan Geçme!

KAPAT
ALMANYA TÜRKİYE'YE RESTİ ÇEKTİ