Reklamlar
Anasayfa » Haber
07 Aralık 2016 ( 132 görüntülenme )

ORTADOĞU'DA BİR TÜRK DEVLETİ: MEMLÜKLER

Bu coğrafyada Türk'ün olmadığı bir parça vardır mı ki...
Memlük Devleti
 
Memlûk Sultanlığı ya da Memlûk Devleti, kölelikten gelen Memlûklerin bugünkü Mısır ve Suriye'de kurduğu bir Türk askeri soylu erki devletidir.

Memlûk sözcüğü Arapçada köle demektir. Bu nedenle devlet Kölemenler Devleti olarak da bilinir. Bazı kaynaklarda adı ed-Devletü't-Türkiye (Türkiye Devleti) olarak da geçer.
 
Hükümdar ve emirlerin muhafız birliklerine bağlı bu köleler, meziyetleri sayesinde zamanla hizmetinde bulundukları devletlerde idari kadroyu ele geçirmişlerdir. Kendi nüfuzlarını kuvvetlendirmek maksadıyla İslam tarihinde ilk defa memluk (beyaz köle) kullananlar Abbasi halifeleri olmuştur.

Abbasi ordusundaki Türk memluklerin sayısı kısa bir süre içerisinde 35 bine ulaştı. Bu Türk askerleri sayesinde Abbasiler dış tehlikelere başarıyla karşı koydular. Tolunoğulları ve İhşidiler devletlerinde de önemli bir yer tutan memluk kuvvetlerinin sayısı özellikle Eyyubiler döneminde önemli oranda arttı.

Bu devrede memluklerin eğitimi için iki kışla tesis edildi. Kışlalardan biri Melik Salih Necmeddin tarafından Kahire'de, Nil Nehri üzerinde bulunan Ravda Adasında kurulmuştu. Burada Kıpçak Türkü olan memlukler eğitim görürler ve kışlaları su ortasında olduğu için “ Memalik-i Bahriye” (Deniz Köleleri) veya “Memalik-i Türkiye” adı ile anılırlardı.

İkinci kışla ise daha sonra bizzat Memluk Sultanı Melik Mansur Kalavun tarafından yine Kahire'de Kal'atü'l-Cebel denilen Kalenin burçlarında kuruldu. Burada eğitim görenler “Memalik-i Burciyye” adıyla anılırlardı. Bunlar daha çok Kafkaslardan getirilen Çerkes köleler oldukları için “Memalik-i Çerakise” diye de anıldılar. Memluk Devletini Bahri Memlukleri kurduğu halde, daha sonra Burci Memlukleri idareyi ele geçirmişlerdir.
 
Bahri Memlukleri: Devlet idaresinde kademe kademe yükselen Bahri Memlukleri, kendi aralarında anlaşıp güçlenerek, Eyyubi Hanedanının zayıf bir anını kollamaya başladılar. Son Eyyubi Sultanı Turan Şah, Bahri Memluklerine karşı tavır alınca 1249 yılında öldürüldü. Yerine eski sultan Melik Necmeddin Salih'in dul karısı Şecer-üd-Dürr Sultan ve Memluklerden Muizzüddin Aybek, ordu komutanı tayin edildi. Bir kaç ay sonra da Şecer-üd- Dürr, Muizzüddin Aybek'le evlenip sultanlığı ona devretti.
 
Böylece müstakil ilk Memluk Sultanı olarak tahta geçen Aybek, Memlukler arasında dindarlığı, cömertliği ve görüşlerinin isabetliliği ile tanınmaktaydı. Aybek'in tahta çıktığı sırada Irak'ta Moğol tehlikesi baş gösterdi. Halife, Aybek'ten yardım istedi. Ancak bu sırada Aybek iç isyanlarla meşguldü. Özellikle Bahri Memlukleri liderlerinden Aktay'ın nüfuzunu gittikçe arttırması Aybek'i korkuttu. Bu sebeple Aybek, bir fırsatını kollayıp, Aktay'ı öldürttü. Bunun üzerine Bahri Memluklerinin büyük kısmı Suriye'ye kaçtı.
 
Aybek, iç ve dış tehlikelerin hepsini ortadan kaldırıp, düşmanlarına başarı ile karşı koyarak bütün zorlukları yenmişken, Musul Hakimi Bedreddin Lü'lü'ün kızı ile nişanlanınca karısı Şecer-üd-Dürr tarafından öldürtüldü. Birkaç gün sonra da Şecer-üd-Dürr öldürüldü. Tahta geçen Aybek'in oğlu Sultan Nureddin Ali'nin saltanatı iki sene kadar sürdü. Moğolların Suriye'ye yaklaşmaları üzerine saltanat naibi Kutuz, Mısır ayanı ile emirlerin ileri gelenlerini toplayarak, Sultan Nureddin'in güç durumların adamı olmadığını, ancak herkesin kendisine itaat edeceği kudretli bir kişinin sultan olmasıyla, Moğollara karşı konulabileceğini söyledi.
 
Bu sırada Bağdat'ın Moğollar tarafından alındığı ve Abbasi halifesinin öldürüldüğü haberi geldi. İslam alemi dehşet içinde kaldı. Bu büyük tehlikenin ancak Kutuz gibi değerli bir kumandan tarafından karşılanabileceğini anlayan Mısır halkı ve ileri gelen emirler, Kutuz'a saltanat teklif ettiler. Neticede henüz çocuk olan Sultan Ali tahttan indirilerek, Kutuz sultan ilan edildi. Sür'atle ilerleyen Moğol orduları İslam ülkelerini çiğneyerek Memluklerin en kıymetli eyaletlerini aldılar ve Mısır kapılarına dayandılar.
 
Sultan Kutuz, hazırladığı büyük bir ordu ile Moğolları karşılamak üzere Suriye'ye gitti. 1260 senesinde Ayn-ı Calut denen ve vaktiyle hazret-i Davud'un, Calut'u yendiği rivayet edilen yerde iki ordu karşı karşıya geldi. Moğollar, ilk anda üstünlük sağladılarsa da, Sultan Kutuz'un dirayetli kumandası sayesinde yenilgiye uğradılar. Kaçan Moğolları takip eden Sultan, Moğol başkumandanı Ketboğa Noyan da dahil olmak üzere Moğolların hepsini kılıçtan geçirdi. Zafer, İslam alemini büyük bir sevince boğdu. Çünkü, Moğolların Mısır'a hakimiyetleri İslam alemi için büyük felaket olurdu.

Zafer sonunda Şam'a gelen Sultan Kutuz, Habeşistan'dan Fırat kıyılarına kadar olan yerleri hakimiyeti altına aldı. Cihadını, Moğollarla işbirliği yapan Latinlere karşı devam ettirdi. Sultan Kutuz, Ayn-ı Calut Zaferinde Türk ordusunun öncü birliklerine kumanda eden Baybars'a vad ettiği Haleb umumi valiliğini vermediği için, onun tarafından öldürüldü.
 
Sultan Kutuz'un yerine 1260 senesinde Sultan olan Baybars'ın Eyyubi Hanedanının iktidardan uzaklaştırılıp, Türk Memluklerinin iktidarı ele geçirmelerinde birinci derecede rolü oldu. Sultan Baybars, tahta çıktığında, İlhanlılarla Haçlılar, Memlukleri ve İslam alemini tehdid ediyorlardı. Baybars, 1258'de Hülagu'nun Abbasileri Bağdad'dan çıkarmasına karşılık olarak, Abbasilerden El-Muntansır'ı 1261'de Kahire'de halife ilan etti. Bu davranışı ile bütün Sünni Müslümanların takdirini kazandı.
 
Memluklerin, başşehirleri Kahire'de halifelere yer verip, hürmet etmeleri, onlara İslam aleminde büyük bir manevi nüfuz kazandırdı. 1265'te Haçlıların elinde bulunan Suriye kıyılarındaki birçok kaleyi alan Sultan Baybars, Kilikya Rumları ve Ermeniler üzerine de bir ordu gönderdi. Bu seferde Ermenilerin başı esir alınarak Sis (Kozan) zaptedildi.

1268 senesinde tekrar sefere çıkan Sultan Baybars, Haçlıların son dayanak noktaları olan Antakya'yı alarak, prensliklerini yıktı. Bir yıl sonra da Hicaz'a giderek hac farizasını eda etti. 1270 ve 1271'de düzenlediği yeni seferlerde, Haçlıların son sığınakları olan Askalan ve Kerek kalesini almaya muvaffak oldu. Bir yıl sonra vuku bulan iki İlhanlı taarruzuna da, başarıyla karşı koyarak 1274 senesinde Anadolu'ya girdi ve Sis'i ikinci defa zaptetti.

Sultan Baybars, Anadolu'yu İlhanlı tahakkümünden kurtarmak üzere, bir kısım Selçuklu Beylerinin davetiyle 1277'de harekete geçti. Elbistan'da İlhanlı ordusunu bozup, Kayseri'ye girdi. Ancak, idare merkezinden fazla uzaklaştığı için Şam'a döndü. Haziran 1277'de kısa bir rahatsızlıktan sonra elli dört yaşında vefat etti. Şam'a defnedildi.

Sultan Baybars, Moğol hakimiyetinin Suriye ve Mısır'a taşınmasına kesin şekilde mani olup, Haçlıların iki yüz yıldan fazla süren Ortadoğu işgaline son verdi. Büyük bir kumandan ve devlet adamı olan Baybars, dirayeti sayesinde devletin iç ve dış siyasetini başarı ile yürüttü. Devlet teşkilatında önemli ıslahat yaptı.
 
Baybars'ın ölümü üzerine yerine oğlu Nasireddin Berke geçti. Ancak takip ettiği siyaset yüzünden, kısa bir süre sonra ümera (emirler) ile arası açılan Nasireddin Berke, iki yıl kadar sonra kendi isteği ile tahttan çekildi (1279).

Yerine Baybars'ın diğer oğlu Bedrüddin Sülemiş geçti. Emirlerden Kalavun da saltanat naibi oldu. Yeni sultanın küçük yaşta olmasından faydalanan Kalavun, iktidarı ele geçirdi ve kendisine saltanat yolunu açma çalışmalarında bulundu.

Sülemiş ve Kalavun adına sikke kesildi ve hutbe okundu. Aynı senenin Kasım ayında ümeranın muvafakatını da alan Kalavun, Sülemiş'i tahttan indirerek, sultanlığını ilan etti.
 
Kalavun, tahta geçtikten sonra diğer Memluk sultanlarının karşılaştıkları güçlüklerle karşılaştı. İç meselelerini yoluna koyduktan sonra, İlhanlılara karşı Baybars'ın politikasını takip etti. 1280 ve 1281 senesinde İlhanlıların Suriye'ye yaptıkları iki seferi bertaraf eden Kalavun, 1285 senesine kadar Sungur ile meşgul oldu. Bu yüzden Haçlılarla savaşa girmekten kaçındı ve on senelik bir barış anlaşması yaptı.

İşlerini yoluna koyar koymaz, Avrupa'dan yardım alamayan Haçlı kalıntılarını tamamen ortadan kaldırmak için harekete geçti. Emir Hüsameddin komutasında bir orduyu Antakya Haçlı Prensliğinin son kalıntılarının toplandığı Lazkiye'ye gönderdi ve 1287 senesi Nisan ayında şehir fethedildi. 1289 senesinde Kalavun güçlü bir ordu ile Trablus'u kuşattı ve Nisan ayının sonlarında ele geçirdi.

1290 senesinde Akka'ya gelen bir Haçlı grubu, civardaki Müslüman topraklarına hücum edip, bazı tüccarları öldürdüler. Bunun üzerine, Kalavun büyük bir ordu hazırladı. Fakat Kahire'den ayrılmak üzereyken 1290 senesinde vefat etti.
 

Kalavun'un vefatından sonra yerine oğlu Eşref Halil geçti. Halil, tahta geçer geçmez, Memluklerin isyanı ile karşılaştı ve kısa sürede bastırdı. Babasının Akka'yı Haçlılardan almak için hazırladığı planı tatbike girişti.

Sultan Halil, 1291 senesi Nisan ayında ordusu ile Akka'yı kuşattı ve şehir on sekiz Mayısta fethedildi. Akka'nın düşmesinden sonra Suriye'deki Haçlı kaleleri birer birer ele geçti. Böylece 14 Ağustosta bütün Suriye sahili Haçlılardan temizlendi. Sultan Eşref Halil, tahta geçtikten sonra, devlet ricaline ve babası zamanında söz sahibi olan ümeraya karşı kötü davrandı. Bunun üzerine, vezirlerden Baydara, Sultan Eşref Halil'i bir av sırasında, işbirliği yaptığı emirlerin yardımıyla 1293 senesi Aralık ayında öldürdü.
 
Sultan Halil'in öldürülmesinden sonra sırasıyla tahta geçen Nasıreddin Muhammed, Ketboğa, Laçin ve İkinci Baybars dönemlerinde ülke iç karışıklıklar ve saltanat kavgaları ile büyük tahribata uğradı. 1310'da üçüncü defa tahta çıkan Nasıreddin Muhammed otuz bir sene devam eden bu saltanatında önce bütün devlet işlerini ele aldı. Eskiden olduğu gibi ümeranın kendisine tahakküm etmesine izin vermedi.

Sultan Muhammed'in üçüncü saltanat devri, Memluk, nizamının olgunlaştığı, hükumet dairelerinin rayına oturduğu, idarede birçok yeniliklerin ve gelişmelerin yapıldığı, bazı büyük memuriyetlerin kaldırılıp, yerine yenilerinin ihdas edildiği bir devirdir. Sultan Nasıreddin Muhammed, bunlara ek olarak gelir kaynaklarını düzeltmiş, iktisadi gelişmeye bağlı olarak, devletin gelirini de arttırmıştır.

Nasıreddin Muhammed 1341 senesinde vefat edince, Memluk Devleti, Nasıreddin Muhammed'in oğulları ve torunlarının dönemi olarak isimlendirilen yeni bir devreye girdi.

Bahri Memluklerin çöküşüne ve Burci Memluklerin kuruluşuna kadar devam eden bu devrenin en bariz vasfı, Sultan Nasıreddin'in oğlu ve torunlarından sultan olanların çoğunun çocuk olmalarıdır. Bu yüzden ümeranın nüfuzu yeniden arttı ve sultanlar kısa sürelerle, sık sık değiştirildi.

On üç sultanın başa geçtiği bu dönemde, Suriye ve Mısır'da büyük veba salgını oldu, hergün binlerce kişi öldüğü için toprağı işleyecek kimse kalmadı.

Kudretli bir şahsiyet olan Sultan Berkuk ile iktidar, Bahri Memluklerinden, Burci Memluklerine geçti. Sultan Berkuk, çerkezlerden bir topluluğun başına geçerek kuvvetlenince, Sultan Selahaddin'i 1382 senesinde tahttan indirip, Bahri Memlukleri devrine son verdi.

Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

20 Mart 1993'te Ne Oldu? Özal Bakınız Ne Yaptı... İSRAİL’İN ORTADOĞU’DA SİYONİST PLANI’NIN İNGİLİZCE ORİJİNAL METNİ Erdoğan Davutoğlu'nu Tersledi... Türkiye’nin KırmızıÇizgileri Neydi, Ne Oldu... İşte Erdoğan'ın BÜYÜK SIRRI... Büyük İsrail Neymiş Şimdi Anlaşıldı... Geçmişten Günümüze İran... MİLLİ PROJE HALKEVLERİNİN TARİHİ

Bakmadan Geçme!

KAPAT
İnkılaplarımız: Soyadı Kanunu