Reklamlar
Anasayfa » Haber
07 Aralık 2016 ( 99 görüntülenme )

Tevrat ve Ortadoğu Savaşları Arasında Garip Bağlar...

Teo-Strateji...
 Tevrat ve Orta Doğu Savaşları
 
Teo-strateji, kültürel bilinci, ortak tasavvur biçimlerini, sembolleri ve mitleri dini-politik dille ortak bir amaç için güç unsuruna dönüştürmektir. Farklı inanç ve kültür havzalarını dönüştürme ve kendi politik-ekonomik kurallarına bağlama yönetimidir.
 
Diğer yönüyle teo-strateji, dini, devletlerin ve güç merkezlerinin farklı nedenlerle uyguladıkları politik pratikleri meşrulaştırma aracıdır. Bir başka deyişle, inanç ve kültür coğrafyasını güce dönüştürme, inanç ve kültürel değerler yoluyla farklı dini-kültürel havzaları etkileme ve dönüştürmek şeklinde tanımlanabilir.
 
1826’da, Bektaşilerin katledilerek Nakşibendiliğin ortaya çıkarılmasıyla yaşanan inanç değişimin bir teo-strateji olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nadim Macit, bu dönüşüm üzerinden günümüze geliyor ve Fener Rum Patrikliğinin ekümeniklik meselesi ardında yatan teo-stratejiyi şöyle açığa çıkarıyor:
“Hıristiyan dünyada belirleyici rol oynayan ekümeniklik; politik ve stratejik içeriğe sahiptir. Nitekim bu kavram; tasarruf ve egemenlik alanı, Tanrı’nın planı, Tanrı’nın insanları kurtuluşa yönlendirişi ve kendini açıklaması, Tanrı’ya giden evrensel yol, Tanrısal krallığın yeryüzündeki ev halkını yönetmesi gibi anlamlara gelmektedir. Günümüzde ekümenik hareket, Protestan anlayışta “Tanrı’nın Stratejisi” anlamında kullanılmaktadır. Bu stratejinin günümüz dünyasında üç temsilcisi vardır; ECEC (Avrupa Birliği İçin Ekümenik Komisyon), WCC(Dünya Kiliseler Konseyi) ve CCREC ()Avrupa İşbirliği İçin Hıristiyan Sorumluluğu Komitesi) …
 
Yeni dünya stratejisine uygun olarak üretilen dinlerarası diyalogun ne anlama geldiğini, en yetkili kişi olan Ratzinger’in sözlerine atıf yaparak ortaya koyalım;
“… Mesajın evrenselliği noktasında bir çerçeve sunmak üzere, Hıristiyanlar, daha fazla bir diğerini reddetmemeli veya özellikleri ve farklılıkları sadece Batı dünyasının tarihinde kökleşmiş hiziplerin üyeleri gibi görünmemelidirler…”
 
Hıristiyan ekümenliği ile diyalog arasında kurulan ilişki, küresel politik-stratejik modellerle birebir örtüşür. Aslında II. Jean Paul’un üçüncü bin yılda Ortadoğu’yu Hıristiyanlaştırmak için yaptığı çağrı BOP’la aynı çizgide buluşur. Hıristiyan ekümenliğin, diyaloga dönüşmesinin arkasında bu stratejik hedef yatmaktadır. Kilise merkezli olarak üretilen modellerle Batılı egemen güçlerin dünyevi dille ürettikleri modellerin birbiriyle örtüşmesi, dinin politik-stratejik amaçlara dayalı olarak okunduğunu gösterir…
 
Bir zamanlar ekranlarda özellikle “Uluslararası terör ve Hıristiyan ilahiyatı” konusunda önemli açıklamalarda bulunmuş olan Aytunç Altındal şu tespitte bulunuyor;
“İsa Mesih’in ve daha sonra da Aziz Paul’un Yahudi Şeriatı’nda yaptıkları insan eksenli değişikliklerle ortaya çıkan Hıristiyanlık; bir anlamda sekülarize edilmiş Yahudilik’tir. Günümüz küresel-politik modellerinden birisi olan AB; bu kıtanın 2000 yıla varan Judeo-Hıristiyan geçmişi ve geleneğiyle oluşmuş kültürel mirasın ve mozaiğin Yeni Kudüs’üdür”. Bu tespiti bir adım ileri götürerek şöyle diyebiliriz; reform hareketleriyle birlikte Hıristiyanlık kelimenin tam anlamıyla Yahudileştirilmiştir.
 
Nadim Macit diyor ki: Tanah/Eski Ahit’in İşaya(Yeşaya) bölümünde yer alan ayette, bir gün Tanrı Krallığı’nın kurulacağı ilan edilmektedir;
“Ayın yüzü kızaracak, güneş utanacak. Çünkü Her Şeye Egemen RAB Siyon Dağı’nda, Yeruşalim’de krallık edecek” [1] .
 
Yine Tanah’a göre, Tanrı Krallığı’nın İsrailoğulları tarafından kurulacağı bildirilmektedir;
“Çünkü bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak. Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak. Davut’un tahtı ve ülkesi üzerinde egemenlik sürecek. Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak. Egemenliğini adaletle, doğrulukla kuracak ve sonsuza dek sürdürecek. Her Şeye Egemen RAB’bin gayreti bunu sağlayacak…” [2]
 
ABD’nin bir dönem başkanlığını yapan Reagan ve şu andaki başkanı Bush (2008)  Evangelist ve Metodist diye bilinen, yaygın ve etkin olan mezheplerin birer üyesidir. Reagan dünyanın geleceği için şöyle diyor; “Aşikar ki Eski Ahit(Tanah/Tevrat)’teki eski peygamberlerimize ve Armagedon’la ilgili önceden haber verilmiş alametlere dönüp baktığımızda, acaba olacakları görecek nesil biz miyiz diye düşünüyorum. İnanın bana bu kehanetler açık bir şekilde yaşamakta olduğumuz şu günleri tasvir ediyor.” [3]
 
Prof. Dr. Nadim Macit’i, Yahudilerin kutsal kitabı Tanah’ta geçen ayetler de destekliyor. Peygamber Yeremya, Tanah’a “Amots oğlu Yeşaya’nın Babil’le ilgili bildirisi” diye geçen kehanetinde “ Tanrı Babil’i cezalandıracak” diyor;
Çıplak dağın tepesine sancak dikin!
Dağlardaki kalabalığın gürültüsünü dinleyin! Büyük bir halkın sesini andırıyor.
Bir araya gelmiş ulusların ve krallıkların gümbürtüsünü dinleyin!..
 
Her Şeye Egemen RAB bir orduyu savaşa hazırlıyor. Öfkesinin araçlarıyla uzak bir ülkeden, dünyanın öbür ucundan Bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyor.
RAB diyor ki;
‘Ben, Her Şeye Egemen RAB,  gazaba geldiğim, öfkemin alevlendiği gün gökleri titreteceğim, yer yerinden oynayacak. Herkes kovalanan ceylan gibi, çobansız koyunlar gibi halkına dönecek, ülkesine kaçacak. Yakalananın bedeni delik deşik edilecek, ele geçen kılıçtan geçirilecek. Yavruları gözleri önünde parçalanacak, evleri yağmalanacak, kadınlarının ırzına geçilecek.  Gümüşe değer vermeyen, altını sevmeyen Medler [4] ’i onlara karşı harekete geçireceğim. Oklarıyla gençleri parçalayacak, bebeklere acımayacak, çocukları esirgemeyecekler.” [5] .
 
Bu kehanetin izleri, ABD-Irak savaşında açık görülüyor; uzak ülkeden geliş, 1,5 milyon Müslüman katledilişi, kadınlara tecavüz, taş üstünde taş bırakılmaması, hep bu kehaneti çağrıştırıyor. Bu acı izlere yukarından bakan bir Yahudi-Hıristiyan bakışında, pişmanlık görmek mümkün olmuyor, aksine Tanrı’nın bir kehaneti olarak görülüyor ve destekleniyor.
 
Bir toplumun inançları üzerinde oynayarak, bunu siyasi ve askeri güce dönüştürme çabaları, günümüzde teo-strateji olarak kabul gördüğü için, küresel güçler, Yahudi inancı üzerinden Orta Doğu’da teo-stratejik hamleler yapıyor. Ezra’nın yazmış olduğu düşünülen Tevrat’ta, Babil’e ilişkin böylesi ağır öngörülere yer verilmiş olması, ister istemez Babil sürgünlerini hatırlatıyor ve bu ayetler tahrif edilmişse eğer, sanki bir intikam amacıyla yazılmış olduğunu düşündürüyor. Babil, diğer kehanetler arasında çok farklı bir konumda, burada yaşayanların başına gelecekler, diğerleri arasında çok ağır.
 
Bu noktada bir açıklama yapmak istiyorum. Amacım asla bir kutsal kitabı yorumlamak ya da değerlendirmek olamaz, haddim de değildir. Açıklama şu; üzerinde önemli durduğumuz konu, günümüzde Orta Doğu’da uygulanan ABD-AB-İsrail politikalarıyla  Tanah/Tevrat’ta geçen ayetlerin birbiriyle örtüşüp örtüşmediğini anlayabilmektir. Buradan elde edilebilecek sonuçlar, küresel bir stratejinin Türkiye üzerindeki manevralarını da açığa çıkarabilecektir. Uğraşımızın nedeni budur. Devam edebiliriz…
 
Prof. Dr. Nadim Macit Orta Doğu’da hayata geçirilen bu teo-stratejiye, şöyle bir anlam yüklüyor;
 “Bu çerçevede en etkili strateji; bir toplumu ortak değerler etrafında birleştirme ve bu güce dayanarak hedef toplumları yönlendirme, dönüştürme faaliyetidir. Soğuk savaş dönemlerinde ideolojilerle yapılan bu faaliyet, günümüz dünyasında din ve kültürel değerleri üzerinden yapılmaktadır. Artık sosyal bir olgu niteliği taşıyan bu değişimi görmek gerekmektedir” [6] ...
 
Değişen dünya stratejilerine uygun bir zihniyet yani bakış açısı ve tutum üretmek için dinin meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığı da bir gerçektir. Soğuk savaş döneminde uygulanan kutsal cephe stratejisi, anılan anlayışın yeniden düzenlenme biçimidir. Kutsal cephe stratejisinin en önemli öncülerinden birisi W. Bullitt’dir.
 
1933-1936 yıllar arası, ABD’nin Rusya Büyükelçiliği görevinde bulunan, daha sonra Fransa’da elçilik görevi yapan Bullitt; SSCB’ye karşı kutsal cephe oluşturma fikrinin mimarıdır. Geliştirdiği stratejinin özeti şöyle;
“SSCB Doğu Avrupa’nın büyük bir kısmını kontrol etmektedir. Orta Avrupa’da askeri gücü zayıf olmasına karşın, bu durum, Batı Avrupa ve İngiltere’yi az da olsa tehdit etmektedir. Bu tehdit eninde sonunda ABD için de geçerlidir. Avrupa ülkelerinde demokratik federasyonu oluşturmadaki eylem; elbette ki SSCB kontrolündeki birçok ülkeyi içine alacak ve onları özgürleştirecektir. ABD ve İngiltere aynı dini-kültürel köklere sahiptir, enerji havzaları ise Ortadoğu’dadır. Sovyet yayılmasına bir son vermek için dini bir cephe oluşturulmalı ve mücadele ortak cephenin konusu olmalıdır. Bu ortak mücadele zemininde ABD’nin öncelikli politikası enerji hatlarını ele geçirmek ve dünya devleti olmanın yolunu açmaktır.” [7]
 
Nitekim Bullitt şöyle der;
“Tanrı’dan başka efendi tanımayan biz Amerikalılar birleşelim, diğer milletleri bizimle birlikte hareket etmeye zorlayalım, bu yolda kullanılacak en meşru silah manevi silah dindir. Görüldüğü üzere din, soğuk savaşın cepheleşme mantığına bağlı olarak geliştirilen stratejinin ana unsurlarından birisidir”…
 
1952’de, Amerika Milli Güvenlik Kurulu için hazırlanan Amerikan’ın Arap ve İsrail ülkeleri ile ilgili hedef ve politikaları başlıklı raporda şu ifadeler yer almaktadır; “Bölgedeki üç hakim din (Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık), Marksist doktrinin ateizmine karşı ortak bir karşı duruşa sahiptir. Bu faktör, bölgede Batı çıkarlarını korumada önemli bir araç olabilir.” [8]
 
Önce Yahudiliğin, ardından Hıristiyanlığın Orta Doğu’da ortaya çıkması ve dünyada kendisine çok geniş bir uygulama alanı bulması karşısında, dinlerarası çatışmalar da yaşanıyor. Bunun açık kanıtı; Hıristiyan Roma’nın Yahudi Kudüs’ü ve Yahudilerin kutsal tapınağı olan Süleyman Mabedi/Net Amikdaş’ı yakıp yıkışı, yüz binlerce Yahudi’yi öldürmesi hep bu çatışmanın bir yansıması olarak görülüyor.
 
Peki, bu Hıristiyan-Yahudi çatışması ne zaman son bulmuştu?
 
İşte bu soruya doğru yanıtı “Evanjelizm” veriyor. Bu yeni dini öğretinin sahipleri “Kitab-ı Mukaddes” adıyla yeni bir din kitabı yayınlayarak bu iki farklı inanç dünyasını birleştiriyor. Bu yeni din kitabına açıldığında, baştaki bakıldığında birinci bölümde “Eski Ahit/Eski Anlaşma” yani Yahudilerin din kitabı “Tanah/Tevrat’ın yer aldığı; ikinci bölümde ise “İncil/Yeni Ahit/Yeni Anlaşma/ “ yani Hıristiyanların kutsal kitabı İncil’in yer aldığı görülüyor.
Bu bir teo-stratejik bir ittifaktır; Hıristiyan-Yahudi ittifakı…
 
Prof. Dr. Nadim Macit’in  evanjelizm  hakkındaki düşünce ve fikirleri açık görülüyor;
Evanjelik/Protestan model, Tanrı’nın krallığı tasavvurunu dini şifrelere ve kehanetlere döken ve sermayenin desteğiyle dünya inşa etmenin araçlarını kullanan bir anlayışı temsil etmektedir. Tanrı’nın saatini ayarlayan ve dünya krallığını ilan eden Evanjelizm; geleceğin kapısını kutsal topuzla çalmaktadır. Evanjelik ekümenik yöntem; ekonomik ve politik araçlar eşliğinde Protestanlaştırılmış İslam, Kalvinist Müslümanlık, Kutsal Gönüllüler Birliği, şifreler ve kehanetler, vaat edilmiş topraklar, Tek Dünya Devleti, Tanrı Krallığı gibi teo-stratejik modeller ve kutsal araçlarla dünya imparatorluğunu kurma peşindedir [9]
 
Ve Nadim Macit soruyor; Niçin, ülkemizde, bazı dini gruplar ‘Mesih’in etrafında birleşelim’ çağrısı yapıyorlar? Cevabını şöyle veriyor;
 ‘Bunun bir yerli bir de Batılı nedeni bulunmaktadır. Yerli nedeni, bu çevrelerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni İslam’dan kopmuş bir yapı olarak görmeleridir; Batılı nedeni ise, Mesih’in şahsında gerçekleşecek olan teokratik krallığın yegâne düşmanının Türkler olmasıdır”…
Artık satırlar şöyle okunabiliyor; Yahudi-Hıristiyan ittifakının hedefindeki Anadolu ve Türkler…
 
1982 yılında, Dünya Siyonist Dergisi Kivunim’de bir stratejik makale yayınlanır. Adı; 1980’lerde İsrail için Strateji.
 
Bu makalede, İsrail’in 1980 sonrasında Orta Doğu’da nasıl bir siyaset izlemesi gereği ve buna giden yolların ne olduğu açıkça yazılır. Günümüzde, İsrail’in Orta Doğu politikalarını böylesi açığa vuran ikinci bir belge henüz ortaya çıkmamıştır. Bu strateji içerinde, üzerinde durulan üç Arap ülkesi vardır; Mısır, Suriye ve Irak. İlk ikisi konumuzun biraz uzağında, Irak’ı ele alalım…
 
Yahudi bir diplomat olan Oded Yınon tarafından kaleme alınan bu strateji, Irak için şöyle bir parçalanma öngörüyor;
 “Bir taraftan petrol zengini olan ancak diğer taraftan parçalanmış bir ülke olan Irak’ın İsrail’in hedeflerine aday olması garantidir. Bizim için Irak’ın feshi, Suriye’nin feshinden bile dha önemlidir. Irak Suriye’den daha güçlüdür. Kısa vadede İsrail’in en büyük tehditi Irak’ın gücüdür. Bir Irak-İran savaşı Irak’ı parçalayacak ve bize karşı geniş bir cephede çatışma organize etmesine imkan vermeden çökmesine sebep olacaktır…
Araplar arasındaki her türlü çatışma kısa vadede bize yardımcı olur ve Suriye ve Lübnan’da olduğu gibi önemli bir hedef olan Irak’ın parçalanması için yolu kısaltır.
Osmanlı döneminde Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da etnik/dini bazda bölgelere bölünme mümkündür. Üç büyük şehir etrafında üç (veya daha fazla) eyalet var olacaktır: Basra, Bağdat ve Musul ve güneydeki Şii bölgeler Sunni ve Kürt kuzeyden ayrılacaktır. Mevcut İran-Irak çatışmasının kutuplaşmayı derinleştirmesi olasıdır.”
[10]
 
Dünya kamuoyuna açıklanan bu stratejiye, bugünkü Orta Doğu’da yaşanan olaylar açısından bakıldığında, şöyle görülüyor; İran-Irak savaşı yaşandı. ABD’nin bir sonraki hedefi Irak oldu; işgal edildi ve “Kürt-Arap, Şii-Sünni” temelinde dini-etnik bazda üçe ayrıldı.
Bölgede Şii-Sünni ayrışması derinleştirildi.
 
Hepsini bir araya alıp, şunu söyleyebiliriz; İsrail’in stratejisiyle Orta Doğu’da yaşanılan birebir örtüşmektedir. 
 
Aynı zaman da Tevrat’da yer alan kehanetlerle de örtüşmektedir. ABD, bu bölgede küresel çıkarlarını korumak adına, İsrail stratejisini birebir uygulamaktadır.
 
Bu kanlı savaşa ve uygulanan siyasete teo-stratejik güç katabilmek için, Hıristiyan-Yahudi toplumların desteğini almak üzere bu savaşa dinsel bir görüntü vermektedir.
 
ABD-AB-İsrail’in onayladığı bu dinsel görüntü, Ortadoğu’daki sdavaşlara Batı dünyasından kamuoyu desteği sağlamaktadır.
 
Bakınız Ortaoğu’ya; öldürülen milyonlarca insana karşılık Batı dünyasından hiç ses var mı!
 
Erdal Sarızeybek


[1] Tanah/ Eski Ahit, Yeşaya 24:23.
[2] Tanah/ İşaya 9: 6-7.:
[3] Macit, s. 401.
[4] Medler; İran coğrafyasına hüküm sürmüş antik krallık. Burasda İran-Irak savaşı düşünebilir.
[5] Tanah/Yeşeya, 13: 
[6] Prof. Dr. Nadim Macit, Teo-Stratejiler ve Türkiye, s. 16, Fark Yayınları, 2008.
[7] Macit s, 16.
[8] Macit, s. 18.
[9] Teo-Stratejiler ve Türkiye, Prof. Dr. Nadim Macit, s. 11, Fark Yayınları, 2008.
[10] 13 Haziran , 1982 1980’lerde İsrail için bir strateji yazan Oded Yinon Bu eser orijinal olarak İbranice KIVUNIM(Yönler), ’de yayınlanmıştır.This essay originally appeared in Hebrew in KIVUNIM (Directions), Musevilik ve Siyonizm için bir dergi;Sayı No, 14--Kış, 5742, Şubat 1982, Editör: Yoram Beck. Yazar komitesi: Eli Eyal, Yoram Beck, Amnon Hadari, Yohanan Manor, Elieser Schweid. Tanıtım bölümü / Dünya Siyonist Organizasyonu, Kudüs tarafından yayınlanmıştır.
 

Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Tarih: 7 Eylül 1992… Özal ve Bitlis Şemdinli’de… İsmi Altay Tanklarına Verilen Paşa: Fahrettin Altay Bu Ülkede Terörle Mücadele Adına Neler Yaşandı, Bu Anlatmalı... Ermeni İddialarında AKILALMAZ YALANLAR...

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Milli Kahraman Özdemir Bey ve Müfrezesi Nasıl Unutuldu...