Reklamlar
Anasayfa » Haber
08 Aralık 2016 ( 178 görüntülenme )

Türkiye'nin Rus Savaş Uçağını Düşürmesiyle 2.Dünya Savaşı Arasında Bağlantı Var Mı?

ABD VE RUSYA KISKACINDA TÜRKİYE

1943 yışlında Molla Mustafa Barzani İran’a geçmeden kısa bir süre önce, Sovyet Devlet Başkanı Stalin, Sovyet yanlılarına haber göndermiş, İran’da, Azeri ve Kürt bölgelerinde yeni partiler kurulmasını istemişti. 

Bunlar demokrat partiler olacaktı, önceden yine aynı çizgide kurulmuş olan Tudeh ve Je-Kaf gibi partiler de kapatılacaktı.

Stalin’in dediği gibi yapılmış, İran, Azerbaycan, ardından Irak ve Suriye’de peş peşe Sovyet yanlısı demokrat partiler açılmıştı…

25 Ağustos 1945’te, İran Kürdistan Demokrat Partisi(İKDP) kuruldu.

İKDP’nin kurulmasından sonra, Hevi’nin Eylül 1942’de kurduğu ve halk arasında ‘Je-Kaf’ diye anılan ‘Komeley Jiyanewey Kürdistan(Komela)’ gizli örgütü dağıtıldı, üyelerinin büyük çoğunluğu KDP’ye geçti. [1]

İKDP’nin ilk toplantısına ilgi büyüktü; parti programı şuydu:

‘İran’daki Kürt halkı kendi yöresel işlerinin yönetimi için kendi hükümetlerini kurmakta özgür ve ülke İran devletinin çerçevesinde özerk olacak; 

Kürt dili eğitimde kullanılacak ve idari işlerde resmi dil olacak; 

Kürdistan yasama meclisleri seçimleri, İran anayasası gereğince hemen yapılacak, tüm devlet ve kamu denetimini ele alacaktır; 

Bütün devlet memurları yerlilerden oluşacaktır; KDP, Azerbaycan’da yaşayan(Asuriler, Ermeniler vs) halklar ile kardeşlik ve birliği pekiştirmek için özel çaba harcayacak ve mücadelesini destekleyecektir; 

KDP, Kürdistan’daki çok zengin yer altı kaynaklarını işleterek Kürt halkının hayat seviyesini yükseltecek, halkın tarım ve ticaret hayatı ile sağlık ve eğitim durumlarını düzeltecektir’.

İran, Irak ve Türkiye’de siyasi Kürtçülerin gündeme taşıdığı taleplerin geçmişi işte böylesi bir sürece dayanıyordu…

 Eylül 1945’te de Azerbaycan Demokrat Partisi kuruldu.

Rusların bölgedeki Kürt aşiretleriyle arası iyiydi. Bu ilişkileri daha da geliştirmek adına 30 kadar Kürt ileri geleni ve aşiret reisi Sovyet Rusya’ya davet edilmişti. Heyet Bakü’de çok güzel karşılanmış, Azerbaycan Başbakanı Bakırof Azeri- Kürt kardeşliğinden bahsederek onları gayet iyi de ağırlamıştı. [2]

Heyette Mahabad’dan Kadı Muhammed, Hacı Baba Şeyh ve Seyyid Muhammed Sıddık da yer almıştı. Sıddık, Şeyh Ubeydullah’ın oğlu; Seyit Abdulkadir’in yeğeniydi.

 Demokrat parti kurma sırası şimdi Irak’a gelmişti…

16 Ağustos 1946’da, Irak Kürdistan Demokrat Partisi( IKDP)’ni kurdular.

Henüz İran’a geçmemiş Molla Mustafa’yı ‘başkan’ seçtiler.

H. Abdullah parti genel sekreteri olurken, Şeyh Latif ile Şeyh Ziyad genel başkan yardımcılığına getirildiler. Şeyh Latif, Şeyh Mahmud Berzenci’nin oğluydu.

Parti bir de yayın organı çıkarmayı kararlaştırdı; ‘Rızgari’. [3]

1907 Barzani isyanı ile 1946 KDP Başkanı Barzani yan yana getirildiğinde, bu Barzanilerin siyasi Kürt hareketinin sahadaki silahlı ayağı olarak ta kırk yıl öncesinde seçilmiş oldukları artık görülebiliyor. 

1912’de, Bedirhan, Baban ve Abdulkadir’le yola çıkan İstanbul’un Hevi’si, önce 1927’de ‘Hoybun’, ardından 1939’da ‘Yeni Hevi’ ve en nihayetinde, 1946’da, Rus modelinde Barzani’nin ‘KDP’si olmuştu.

Türkiye kendi KDP’sini görmek için 1963’ü bekleyecektir...

 İran’da Türk-Kürt Satrancı

İran’da demokrat partileri kurmakla meşgul olan Sovyet Yönetimi aynı süreçte bakışlarını Türkiye’ye çevirmiş ve tehdit etmeye başlamıştı.

19 Mart 1945’de, 1925 tarihli Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Anlaşması’nı tek taraflı olarak feshettiğini bildiriyordu.

Öte yanda ABD Başkanı Truman, 5 Nisan 1945’de, Orta Doğu’daki devletlerin güvenlik ve barışlarının sağlanması gerektiğini söylüyor, bölgede artık ABD’nin de varlık göstereceğini işaret ediyordu. [4]

Sovyet Rusya bir adım daha ileri gidiyor, 7 Haziran 1945’de, yeni bir işbirliği ve savunma anlaşmasının imzalanabilmesi için Kars ve Ardahan’ın geri verilmesini, Boğazlarda da Sovyet üslerinin açılmasını istemeye başlıyordu. [5]

Sovyet Devlet Başkanı Stalin, 1918’in yarım kalmış hesabını görmek istiyordu.

Mesele buydu…

17 Temmuz’da, büyük harbin müstakbel galipleri Berlin yakınlarında, Potsdam’da yeniden bir araya geldiler. Toplantıya, ABD adına Truman, İngiltere adına Churchill, Sovyetler adına Stalin katıldı.

İki önemli gündem maddesi vardı; Stalin’in Boğazlarda Sovyet üslerinin kurulması ve geçiş yönetiminde söz sahibi olmak istemesi ve işgal altındaki İran’ın durumu.

Önce Sovyetlerin Boğazlar konusundaki talebi görüşüldü; ABD ve İngiltere buna karşı çıktı, bir karara bağlanamadı, konu bir başka sefere ertelendi.

İran meselesine gelince, 1942’deki ittifak anlaşmasına göre İngiltere ve Sovyet Rusya’nın altı içinde İran’dan çekilmeleri gerekiyordu; İran’ın derhal boşaltılmasına karar verildi [6] .

Bu kararla Sovyetler Yönetimi tıpkı Birinci Dünya Harbi’nde olduğu gibi dışlanıyor, Ortadoğu’nun yeni sahnesine bu kez ABD-İngiltere çıkıyordu.

 İlk büyük harpte olduğu gibi oyun dışı kalmak istemeyen Stalin, karşı atağa geçerek İran’daki Türk ve Kürt kartlarını masaya açtı…

11 Ekim 1945’te, Molla Mustafa Uşniye’nin Sino köyüne geldiğinde, Sovyet Rusya’nın bu hamleleri ve gerçek niyetinden haberi yoktu. Yoktu ama Irak’tan yanında da 9.000 sivil ile 1.200 silahlı adam getirmişti. Her halde bir bildiği vardı…

Rus İşgal Komutanlığı hemen onlara yiyecek ve yer temin etti; Molla Mustafa Serdeşt bölgesindeki Mirava köyüne, Kardeşi Şeyh Ahmed’in ailesi ise İran’ın Mahabad kentine yerleştirildi.

Ruslarla bağlantıyı Seyit Abdullah Geylani sağlıyordu. Bu kişi, 1925’te Şemdinli’de askeri birlikleye saldıran ve subayları şehit eden Seyit Abdullah’ın oğlu, Seyit Abdulkadir’in torunuydu; Geylani soyadı büyük büyük dedesinden geliyordu.

Molla Mustafa’ya Kadı Muhammed’in yanında yer almasını bildirildi.

Bir Kürt devleti kurulacaktı; gerekli silah ve teçhizat Soyvet Yönetimi tarafından verilecek, peşmergeler düzenli birliklere dönüştürülecekti…

 Kasım 1945’de, bu silahlar Mahabad’a gönderildi, 1.200 parçadan oluşan makineli tüfek ve tabancalar peşmergelere Mahabad’ta teslim edildi. [7] 15- 60 yaş arasındaki Barzanilere Bruno marka tüfek ve makineli tüfek dağıtıldı. 1.500 kişilik bir kuvvet oluşturuldu ve üç birlik halinde gruplandırıldı. Ardından kurulması düşünülen Kürt devletinin savunulması için, Rus askeri danışmanları tarafından modern askeri bir eğitim verilmeye başlandı.

700 kişilik ayrı bir ihtiyat kuvveti ayrılarak savunma için Sakız bölgesine gönderildi.

Başkomutan Molla Mustafa Barzani idi, kendisine general rütbesi verilmişti.

Genç subaylar onun eliyle yeni rütbeler takıyordu, biri de Seyit Abdulkadir’in yeğeni binbaşı Seyyid Ahmed idi.

Tarihte ilk kez bir Kürt devleti kurulacaktı, ordusu ise şimdiden hazırdı…

 Yine Kasım 1945’te, İran’ın Azerbaycan bölgesinde Cafer Pişavari öncülüğünde bir komünist ayaklanması ortaya çıktı. İsyancılar, Tudeh Komünist Partisi üyeleriyle birlikte Tebriz’i ele geçirdiler. İran ordusunun müdahalesi Sovyet askeri tarafından engellendi.

Azerbaycan Halk Meclisi toplandı; özerk bir cumhuriyet kurulması kararı alındı.

12 Aralık 1945’te, Özerk Azerbaycan Cumhuriyeti ilan edildi [8] .

Stalin, İran’da Azeri Türk kartını oynuyordu…

 22 Ocak 1946’da, Ruslar Mahabad’da geniş bir katılımlı bir toplantı düzenlediler. Aşiret liderleri, Molla Mustafa, KDP yöneticleri ve gözlemci Rus subayları bu toplantıda hazırdı.

Burada Mahabad Kürt Cumhuriyeti ilan edildi ve Kürt ulusal bayrağı göndere çekildi.

Kadı Muhammed ilk Cumhurbaşkanı seçildi [9] .

Rusya, bu kez Kürt kartını oyuna sürmüştü.

Konu açıktı; Boğazlar üzerinde söz sahibi olamayan ve 1917 Ekim ihtilaliyle Ortadoğu’dan çekilmiş olan Sovyet Rusya, İran üzerinden hem Basra Körfezi’ne hem de Ortadoğu’ya inmeyi planlıyordu…

 İran ise şaşkındı…

Sovyet işgali sürüyordu. 1942 ittifak anlaşmasına göre, savaşın sonra ermesiyle birlikte, altı ay içinde İran’dan çekilmesi gerekiyordu ama çekilmemiş, üstüne de İran’ın toprak bütünlüğü yok sayarak, biri özerk, diğeri bağımsız iki devlet kurmuştu.

Meseleyi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne taşıdı. Ekim 1945’te kurulmuş olan Birleşmiş Milletler, böylesi karmaşık bir sorunun altına girmeyi kabul etmeyince, İran yalnız kaldı.

Sovyet Yönetimi’yle doğrudan görüşmeler yoluyla bu meseleyi halletmeye karar veren İran, gizli kalması koşuluyla, 4 Nisan 1946’da, Sovyet Rusya ile bir anlaşma yaptı; Sovyetler İran’dan askerini çekecek, buna karşılık İran petrolleri müşterek işletilecek, %51 hissesi de Sovyetlere verilecekti.

Anlaşma imzalandı; 1946 Mayısında, Sovyet askeri işgale son verip İran’dan tamamen çekildi.

 Sovyet işgali sona ermişti; Şah Rıza Pehlevi’nin ordularını hem Mahabad’a hem de Azerbaycan’a karşı harekete geçirmemesi için artık bir neden kalmamıştı.

Kasım 1946’da, İran ordusu ülkede hükümet otoritesinin tesis edileceğini bildirerek önce Azerbaycan üzerine yürüyüşe geçti.

Azerbaycan ordusu silahlı direniş kararı almıştı; çatışmalar başladı. Rusya İran’dan yana tavır aldı. Bir yanda İran orduları, öte yanda Herki ve Şikak Kürt aşiretlerinin Tebriz’e saldırması üzerine Azerbaycan’da tam bir bozgun yaşandı; İran ordusu Tebriz’e girmiş, Azerbaycan insanı canlı hedef yapılmıştı [10] .

13 Aralık 1946’da, Azerbaycan Cumhuriyeti yıkıldı.

Sovyet Yönetimi’nin 12 Aralık 1945’te kurduğu bu Türk devletinin varlığı ancak bir yıl sürmüştü. Aynı Rusya, ABD-İngiltere ile anlaşma sağladıktan sonra kendi kurduğu bu devleti yine kendisi yok etmişti.

Bununla birlikte Rusya, İngiltere’ye karşı Türk kartını iyi oynamıştı. Böylece bu bölgede bir Türk devletinin her zaman kurulabileceğini göstermiş, Kafkaslarda çizdiği bu örnekten yola çıkarak bir Türk kartını hem İran’a ve hem de İngiltere-ABD’ye karşı her zaman kullanabileceğini de işaret etmişti. Beklenen tek şey artık buna uygun bir ortamın ortaya çıkması olacaktı, kim bilir ne zaman…

 Sıra Mahabad’a gelmişti…

13 Aralık’ta, İran ordusundan General Humayuni ile Kadı Muhammed arasında görüşmeler başlatıldı. Molla Mustafa İran ordusuyla çatışırken, Kadı Muhammed ise Mahabad’ın kansız bir şekilde teslimi konusunda İran’la anlaşıyordu. Bu haberi alan Molla Mustafa Kadı Muhammed’e gitmiş, önce selam vermiş, sonra tepkisini açığa vurmuştu ama yapacak bir şey kalmamıştı.

Kadı Muhahammed Barzani’ye ‘Allah üzerine yemin’ ettirdi, Kürdistan’ın kurtuluşu için mücadeleye devam etmesi için sözünü aldı ve ‘Alın bunu size emanet ediyorum’ diyerek bazı madalyaları ile Mahabad’ın bayrağını Barzani’ye teslim etti; siyasi Kürt hareketi henüz bitmemişti.

Ardından Kadı Muhammed Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ni İran ordusu generali Humayuni’ye terk etti.

17 Aralık 1946’da, Azerbaycan’dan dört gün sonra Mahabad Kürt Cumhuriyeti de yıkıldı [11] .

31 Mart 1947’de, Kadı Muhammed, Sadr ve Seyfi Kadı, Çıwarçıra meydanında idam edilecektir.

 Sovyet Yönetimince 22 Ocak 1946’da kurulan bu Kürt devletinin varlığı bir yıl bile sürmemiş, aynı Sovyet eliyle bu yapay devlet yıkılmıştı.

Bununla birlikte Ruslar, bu bölgede her zaman bir Kürt devletinin kurulabileceğini de göstermişti. Osmanlı’da 1806 Baban beyleriyle başlayan isyanlar bile bir devlete ulaşamazken, Rusların tertibiyle böylesi bir devletin resmi çizilmişti. Bu resim İngilizlerin Şeyh Mahmud Berzenci ile çektirdiği ‘Kürdistan Hükümdarlığı’ resmine benziyordu.

Rusların elinde artık Ortadoğu’da hem İran hem de İngiliz-ABD’ye karşı kullanabileceği bir Kürt kartı da vardı.

Yeni oyunun başlaması için pek fazla beklenmeyecek, Sovyet Yönetimi Ortadoğu’daki satrancı kendi kurduğu ‘KDP’ taşlarıyla oynamaya devam edecektir…

 Şu an Türkiye bir Rus uçağının düşürülmesi kriziyle karşı karşıyadır.

Türk hava savunmasında ABD savaş uçaklarına vazife  verilmiştir.

Stalin’in II. Dünya Savaşı sonrası Kars-Ardahan’ı istemesiyle Türkiye’nin ABD’ye kucak açmasıyla, bugün Rus uçağı krizinde Türkiye’nin ABD’ye kucak açması arasında bir fark artık yoktur.

Nasıl ki II. Dünya harbi sonrasında Türkiye ABD yöneringesine girmiş ise, bundan sonrasında yörüngeyi de aşarak tam bir ABD uydusu haline gelmesine ramak kalmıştır…

Olması gereken ise uyduluk değil, tıpkı Atatürk’ün dış politikada izlediği KÜRESEL DENGE olmalıdır.

 



[1] Bilgin, ‘Barzani’, s. 84.

[2] Age, s. 69.

[3] Age, s. 93.

[4] Barış Ertem, ‘Türkiye Üzerindeki Sovyet Talepleri ve Türk-Sovyet İlişkiler (1939-1947)’, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 3, s. 268, 2010.

[5] Age, s. 266.

[6] Fahir Armaoğlu, ’20. Yüzyıl Siyasi Tarihi’, cilt 1-2, s. 405, Alkım Yayınları, 1990.

[7] Bilgin, Barzani, s. 87.

[8] Armaoğlu, ’20. Yüzyıl Siyasi Tarihi’, s. 425.

[9] Bilgin, ‘Barzani’, s. 85.

[10] Age, s. 100.

[11] Age, s. 102.

Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Barzani Ailesi Yahudi mi? TÜRK DÜNYASINDA AK HUN DEVLETİ HORASAN ATABEYLİĞİ KİM BU PKK! Biri Çıkıp Artık Bu Gerçeği Söylemeli... Ve ABD Savcısı Erdoğan'a Uzandı! Türklerde Ordu Geleneği DİKKAT! ATATÜRK NUTUK'ta Bizi Uyardı... Bilseydim ihaneti eğer...

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Halepçe'de Ne Oldu?